Röportajlar

İrenbe Röportaj (Op. Dr. Refik Keleş - Filiz İçke Yeniasır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi doktorlarımızdan  Op. Dr. Refik Keleş'in Yeni Asır Röportajı
 
Tıptaki gelişmeler sağlıklı bebeği şansa bırakmıyor.
 
Ultrason teknolojisi, detaylı kan testleri ve istatistik veriler, sağlıklı bebek isteyen her çiftin, hem gebelik öncesinde hem de gebelik boyunca yararlanması gereken önemli araçlar


Gebelik, kadının "hayatla uzlaşma sanatı"nı en iyi öğrendiği dönem, en zorlu süreçtir.
Çünkü farklısınızdır. Severek evlendiğiniz erkekle fırtınalı hayat asıl o zaman başlar. Kadın gebeliğin getirdiği bulantılar, kusmalar, hormonal değişikliklerle mücadele ederken güçlü bir iradeye, eşinin iradesine ihtiyaç duyar. Evliliklerde en büyük travma yaşatan dönemlerden bir tanesi de gebeliktir bu yüzden. B süreç ya hayal kırıklığı ile ya da evliliğin güçlenmesi ile sonuçlanır. Çünkü sevginin devamlılığını sağlayan; ortak mücadelelerdeki galip çıkışlardır. Gebelik dönemi de ortak mücadelenin en güzel örneklerinden biridir... Çiftlerin hayatta karşılaştığı en önemli sınavlardan biridir gebelik süreci. Bunun sonunda da anne oluyorsunuz ve annelik öyle bir mevkidir ki bundan daha yüksek bir üst kimlik veya makam alamazsınız.

Çok değil, birkaç 10 yıl önce bebeğin herhangi bir hastalığı olup olmadığı, doğuma kadar bilinemezmiş. Bugün belki kötü olasılıklar aklımıza geldiğinde yine "Allah korusun" diyor, tahtalara vuruyoruz ama eskisinden farklı olarak bebeğimizin ultrason görüntüleri, kan testleri ve kontroller, kötü sürpriz olasılığını epeyce azaltarak içimizi rahatlatıyor...
Özel İrenbe Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi-Tüp Bebek Merkezi'nden Op. Dr. Refik Keleş, çocuk sahibi olmak isteyen her çiftin hedefi "sağlıklı bebek" kavramı ile bilgi verirken, hamilelik ve hamilelik öncesi süreçte yapılması gerekenler hakkındaki sorularımızı da yanıtladı. Annenin sağlığının bebekten ayrı düşünülemeyeceğinin altını çizen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Refik Keleş, günümüzde tanı ve tarama yöntemlerindeki gelişmelerden mutlaka yararlanılması gerektiğini belirterek şunları söyledi: Sağlıklı bebek elde etmeyi irademizle belirleyemiyoruz ne yazık ki. Klasik bilgi olarak hepimiz biliyoruz ki yumurtada 23, spermde 23 kromozom var. Bunlar birleşip 46 kromozomlu bir canlı oluşturuyor ve bu canlı 35 bin insan geni taşıyor... Ultrason öncesi dönemde bu tevekküldü. Doğuncaya kadar bebekle ilgili bilgilerimiz sınırlıydı, eli kolu var mıdır yok mudur bilmiyorduk. Ama günümüzde tevekkülün yerini teknoloji aldı.
* Ultrason teknolojisi
* Kan testlerindeki gelişmeler,
* İstatistik bilimi
sağlıklı bebek elde etmekle ilgili elimizdeki veri tabanını genişletti. Tüp bebek uygulamalarını konunun dışında tutarsak, doğal üremeye hala müdahale edemiyoruz. Bununla birlikte annenin sağlık sorunları varsa bunları tedavi edip sağlıklı bebeklerin dünyaya gelmesine ciddi katkı sağlayabiliriz. Örneğin hipotiroidi, anne ve bebeğin sağlığını tehdit edebilen bir sornu ve mutlaka önlem alınmalı.
-Hipotiroidinin anne ve bebek sağlığı açısından ne gibi sakıncaları olabilir?
Hipotiroidi dediğimiz guatr hormonunun çalışmadığı hastalıkta, bebeğin sağlıksız doğması ihtimali artıyor. Bu anne adayları, gebelik elde etmekte de zorlanıyor. Esasında bu bir uyarıcı olmalı. Kadın gebe kalamıyorsa "hipotiroidi var mı?" diye de sorgulanmalı.
Ama şans yardım etti -bu doğru şans mıdır tartışılır- ve kadın hipotiroidiye rağmen hamile kaldı; tedavi edilmezse bebekte zeka geriliğine yol açabilir. Bu durum günümüzde kader değil, sağlıksız bebeğin dünyaya gelişine sebep olmak anlamına geliyor. Çünkü hipotiroidi çok basit tahlillerle tanımlanabiliyor. Onun için annelerin mutlaka ve mutlaka gebelik danışmanlığı alması gerekiyor.
Planlı gebelik ve gebelik öncesi danışmanlık, hem annenin sağlığı hem de dünyaya gelecek bebeğin sağlıklı olması açısından ciddi yarar sağlıyor. Mesela kızamıkçık. Eskiden hiç kızamıkçık geçirmemiş anne adayı görmezken, günümüzde rastlıyoruz. Bu kadınlar gebelikten önce aşılanmalıdır. Çünkü kızamıkçık hamilelikte geçirilirse gebeliğin sonlandırılması gerekir. Fark edilmezse de bebekte beyinde ve kalpte hasar riski yüksek olur.


-Anne adayı kızamıkçık geçirip geçirmediğini bilmiyorsa ne yapılır?
Kan testi ile bağışıklık sisteminize bakıp "Siz daha önce kızamıkçık geçirmişsiniz" veya "Geçirmemişsiniz" diyebiliyoruz. Anne adayı kızamıkçık geçirmemişse de gebe kalmadan önce aşı olmasını öneriyoruz.


-Kızamıkçık aşısından sonra gebe kalmak için ne kadar beklemek gerekiyor?
Bir ay sonra müsaade ediyoruz. Eskiden üç ay beklenmesi önerilirdi. Ama günümüzde bir ay bekledikten sonra gebe kalınabiliyor. Gebelik öncesi danışmanlık, yalnızca risklerin sorgulanması açısından değil, gebeliğin sağlıklı devamı için annelere genel bir tıbbi bilgi vermek açısından da çok önemli. Örneğin ailede genetik bir hastalık olmayabilir ama anne adayının çalıştığı işyerinde kimyasallara maruz kalması bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Anne adayının hiçbir sağlık sorunu olmasa bile olumsuz çevre koşulları bebeğin özürlü olma olasılığını artıyor.


-Size "Eyvah" dedirten meslekler var mı?
Var tabii ki. Özellikle kimyasal maddelerin üretildiği fabrikalarda çalışan anne adaylarını çok ciddi şekilde uyarıyoruz. Uygun havalandırma sistemi yoksa, güvenlik maskesi kullanılmıyorsa, buradaki toksik maddeler bebeğe zarar verecektir ama ne yazık ki toplumumuzda "Bize bir şey olmaz" mantığı var. Her mesleğin kendine göre kesin bir sıkıntısı var. Hekim anne adayının sadece fiziksel sağlığına bakmamalı, ruhsal sağlığını da göz önünde bulundurmalı...

İLK ÜÇ AY EN ZORU
-Ruhsal sağlık neden önemli hamilelikte?

Çünkü gebelikte sistem tamamen farklılaşıyor. Araba fabrikasıyken birden uçak fabrikası haline geliyorsunuz. Sistemin her şeyi değişiyor. Bütün sisteme ek yük geliyor. Bu hormonal anlamda, fiziksel anlamda, ruhsal anlamda.. Her anlamda ciddi bir yük. Kadınların kendilerinin bile algılayamadığı, ruhsal olarak hayatta en fazla zorlandıkları, kendilerini tanımlamakta zorlandıkları dönem gebeliğin ilk üç ayıdır.

KİMLİK SAVAŞI
Gebelik, aynı zamanda kadın için bir kimlik savaşı oluyor. Eş kimliği ve çalışan kimliğinin yanına üçüncü bir kimlik ekleniyor. Kadın bu kimliği diğerleri ile nasıl uzlaştıracağı konusunda büyük sıkıntı yaşıyor. Ebeveynleri, kuşak farkı da varsa, kadını bu dönemde yanlış yönlendiriyor. Genellikle genç çiftler açısından söylersek de, eşi bunları anlayacak yapı ve kapasitede olmuyor. Çoğunlukla kadının kimlik ve hormon değişikliğini uzaktan seyrediyor ve algılamıyor. Çoğu erkek bu dönemde eşini anlamıyor ve "naz yapıyor" diyor. Oysa bu dönemde eş desteği çok önemli. Aile ve çevreden de baskı yapılıyorsa, gebeliğin ruhsal anlamda da iyi gidebilmesi için erkeğin çekirdek aileyi koruyan bir zırh görevi yapması lazım. Bir de eşinin bu ruhsal travmasının geçici bir süreç olduğunu, normal olduğunu kabul etmesi lazım ama biz bunu ne kadar anlatırsak anlatalım, erkekler anlamıyor. Anlayan erkek sayısı çok az, eşleri de çok şanslı.


-İlerleyen yaşlarda gebe kalmak, olgunlukla bu sorunları daha rahat göğüslemeyi getiriyor mu?
İleri yaşta tekrar çocuk isteyen kadın, sağlık sorunları da yoksa mükemmel bir anne olacak demektir. Çünkü olgunlaşmış, bir çocuk bakmış, hayattan neler beklediğini bilen kadındır. Bu, evliliğinin de iyi gittiğinin göstergesidir. İleri yaş gebeliklerinde bebek açısından trizomi, anne açısından da şeker, tansiyon gibi sistemik hastalıkların riskinin arttığı göz önünde bulundurulursa ve bunlar için gereken önlemler alınırsa sorun yaşanmayacaktır.


-İleri yaş gebeliklerinde ikinci doğumunu yapan kadınlarla, ilk kez doğum yapacaklar arasında gebeliğin seyri açısından fark oluyor mu?
Oluyor. Anne adayının "Geç elde ettim, bu gebeliğin başına bir şey gelir mi?" endişesi her şeyi belirliyor. Hele bebeğin hareketlerinin henüz hissedilmediği ilk 16 hafta kaygıların en yoğunlaştığı dönem. Burada eşle ilgili problemler de devreye girerse kadının işi daha da zorlaşıyor.

Gebelik öncesi danışmada kadında nelere bakılır?
Kan değerlerine bakılır; kansızlık, Akdeniz anemisi, demir eksikliği, pıhtılaşma bozukluğu gibi parametreler incelenir. Ayrıca şekerle ilgili bir yatkınlık var mı, tedavi edilmesi gerekiyor mu, gebelikte sorun çıkarabilir mi bunların da değerlendirilmesi gerekiyor.
Guatr hastalıklarının taranması bu aşamada çok önemli. Folik asit, B 12 eksikliği var mı mutlaka sorgulanmalı. Sarılık, toksoplazma ve kızamıkçık bakılması lazım. Bunlar iyiyse sorun yok demektir. Bunlar da bir günde yapılabilecek tetkikler.
 

 

Kaynak: Yeni Asır / 28.Ekim.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Op.Dr. Dilek Aslan - Filiz İçke Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi Doktorlarımızdan Op. Dr. Dilek Aslan'ın Yeni Asır Röportajı
 
Mini tüp bebek tedavisi popülerliğini arttırıyor.
 
Mini tüp bebek uygulamaları, özellikle erkek faktörü nedeni ile tüp bebek tedavisine başvuran kadınlar tarafından fazla tedavi, fazla ilaç ve tahlil içermediği için tercih ediliyor. Ama tek neden bu değil. Değişik etkenler, pek çok çifti bu yönteme yöneltiyor.

Mini tüp bebek uygulamaları, pek çoğumuzun ismini yeni yeni duymaya başladığı bir kavram. Böyle olunca da "Klasik tüp bebek uygulamaları ile arasındaki temel farklılıklar neler?", "Yöntemi kimler tercih etmeli?", "Avantajları, dezavantajları neler?" gibi birçok soru geliyor akla. Özel İrenbe Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi-Tüp Bebek Merkezi'nden Op. Dr. Dilek Aslan, konu ile ilgili merak edilenleri Yeni Asır okuyucuları için anlattı.

-Mini tüp bebek tedavisi yeni bir tedavi şekli midir?
Aslında tüp bebek tedavisinin ilk uygulandığı yıllarda tüm tedaviler "Mini Tüp Bebek" uygulaması idi. İlaçsız bir adet döngüsünde, doğal siklusta tüp bebek yapılıyordu. Tek yumurta ile gebelik sağlanmaya çalışılıyordu. Yeni bir tedavi şekli değil, ancak biz tüp bebek uzmanlarının tekrar ilgisini çekmeye başladı ve yeniden gündeme geldi diyebiliriz.

-Mini tüp bebek ile klasik tüp bebek tedavilerinin farkı nedir?
Klasik tüp bebek tedavilerinde amacımız 10 civarında yumurta alabilmektir. 1990-2000 yılları arasında alabildiğin kadar çok yumurta hedefleniyordu. Oysa günümüzde daha az ancak daha kaliteli yumurta esas alınıyor.
Birden fazla yumurta alabilmenin tek yolu yumurtlama arttırıcı ilaçlarla ön tedavi yapılmasıdır. Klasik tüp bebek tedavisinde adetin 3. gününden itibaren 10 gün süreyle yumurtlama arttırıcı ilaçlar kullanılır. Bu arada zamansız çatlamasını engellemek için 1-3 hafta süreyle yumurta koruyucu iğneler de kullanılır. Bu tedavi sırasında kişi kendisine en az 15 enjeksiyon uygulamaktadır. Ancak bu şekilde olgunlaşmasını tamamlayan ve döllenmeye hazır çok sayıda yumurta elde edilebilmektedir.

-Mini tüp bebek tedavisi nasıl yapılır?
Adetin 3. günü ultrason ile kist olmadığı kontrol edilir. Sadece folik asit vitamini verilir. Herhangi bir iğne verilmeden 4 gün sonra tekrar ultrason ile yumurta büyümesi kontrol edilir. Kişinin kendiliğinden büyüyen doğal yumurtası izlenmektedir. Yumurta kistinin çapı 13 mm olunca yumurta koruyucu iğneler başlanır. Beraberinde yumurtanın büyümeye devam etmesini desteklemek için 1-2 ampul yumurtlama iğnesi ilave edilir. Toplam 5-6 enjeksiyon ile tedavi tamamlanır. Hafif bir anestezi ile tek yumurta alındıktan sonraki laboratuar aşamaları klasik tüp bebek ile benzerdir. Embriyo oluşumu izlenerek uygun zamanda embriyo transferi yapılır.

-Mini tüp bebek tedavisinin "Hasta Dostu" olduğunu söyleyebilir miyiz?
Aslında 20-30 yıl öncesine kıyasla günümüzdeki klasik tedavi şekli zaten "hasta dostu". Modern tüp bebek uygulamaları artık daha az ancak daha kaliteli yumurtayı hedefliyor. Kullanılan enjeksiyonlar kişinin kendi kendine uygulayabildiği, cilt altına yapılabilen küçük iğnelerden oluşuyor. Geçmişe oranla çok daha modern uygulamalar. Ancak hala mükemmel değiller ve iğneler dışında bu tedavilerin aynı başarıyı yakaladığı başka bir ilaç tedavisi şekli ne yazık ki yok. Mini tüp bebek tedavisi, uygulama şekli dikkate alınırsa gerçekten en "Hasta Dostu" tedavi programıdır.

-Klasik tüp bebek tedavisine göre mini tüp bebek tedavisinin dezavantajları var mı?
En önemli dezavantaj gebelik oranlarıdır. Mini tüp bebek uygulamasının bir denemede gebelik şansı yüzde 8-9 civarındadır. Oysa klasik tüp bebek uygulamasının bir defada yüzde 40-45 civarında gebelik şansı olduğunu hatırlayalım. Eğer kararlı bir şekilde üst üste 6 defa mini tüp bebek uygulanırsa gebelik şansı klasik tüp bebek yöntemi ile bir denemedeki gebelik oranına ancak yaklaşabiliyor.
Bu arada diğer önemli dezavantajlar yumurta ve embriyo gelişimi ile ilgili aksamalardır. Mini tüp bebek tedavisinde tek yumurta hedeflendiği için kötü kaliteli yumurta, boş yumurta gibi kötü sürprizlerin yanı sıra laboratuar aşamasında embriyo gelişmemesi ile de karşılaşılabilir.

-Mini tüp bebek klasik tüp bebek tedavisinin yerini alabilir mi?
Bir tedavinin uygulama kolaylığı kadar vaat ettiği başarı oranı da seçimde önem taşıyor. Mini tüp bebek kolaylığı çok çekici gelse de başarı oranlarının istenen düzeyde olmaması bizim ve hastalarımızın tereddüt etmesine yol açıyor. Çünkü tüp bebek tedavisinde fiziksel açıdan yıpranmayı göze alıyor çiftler ancak sonucunda güzel haber alma şansının yüksek olması şartıyla.
Bugün için klasik tüp bebek tedavisinin yerini ne mini tüp bebek, ne de ilaçsız tüp bebek tedavisi tutmuyor. Başarı oranları en yüksek olan hala klasik uygulamalar. Ancak klasik tedavilerin de hastaya daha az eziyet verecek yeni uygulamalar, yeni görüşlerle kolaylaştırıldığını unutmayalım.

 

 

Kaynak: Yeni Asır / 21.Ekim.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Op.Dr. Dilek Aslan - Filiz İçke Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi Doktorlarımızdan Op. Dr. Dilek Aslan'ın Yeni Asır Röportajı
 
Hedef "en iyi"yi bulmak
 
Tüp bebek tedavilerinde ikiz ve üçüz gebelikleri önlemek amacıyla embriyo transfer sayısına getirilen kısıtlama, uygulayıcıları tek seferde hedefi bulmak için en iyiyi seçmek konusunda zorluyor

Çoğul gebelikleri önlemek amacıyla çıkarılan ve tüp bebek tedavilerinde ilk 2 denemede 35 yaş altındaki kadınlara tek embriyo transferini zorunlu kılan yönetmelik, ülkemizde altı ayı aşkın süredir uygulanıyor. Tedavilerde başarı oranını düşürebileceğinden endişe edilen, değişik yönleriyle çok tartışılan yönetmeliğin ilk altı aylık sonuçlarını ve embriyo kısıtlaması konusunda merak edilenleri Özel İrenbe Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi-Tüp Bebek Merkezi'nden Op. Dr. Dilek Aslan'a sorduk.

-Embriyo transferinin tüp bebek uygulamalarındaki yeri ve önemi nedir?
Embriyo transferi; tüp bebeğin en önemli aşamalarından biridir. Gebelik elde etmek için embriyolar rahimin içine yerleştirilir. Embriyolar döllenmiş yumurtalardan taze siklusta veya daha önceden yapılmış ve dondurulmuş olarak transfere hazırlanabilir.
Rahim duvarının embriyo yerleşmeden önce transfere hazır hale gelmesi gerekmektedir. Rahim duvarının embriyoları kabul edebileceği bir aralık dönem (pencere dönemi) vardır. Bu dönem dışında yapılan transfer işlemi başarılı olamaz. Sağlıklı bir embriyonun pencere döneminde rahim duvarına tutunma şansı yüzde 30-72 arasında değişmektedir.
Pencere dönemi ve embriyo kalitesi tabii ki çok önemlidir ancak kaç embriyo transfer edildiği de başarı oranını belirleyen etkenlerden biridir.

-Anne adayına transfer edilecek embriyo sayısına getirilen kısıtlama, neleri değiştirdi?
Transfer edilen embriyo sayısı, tüp bebek tedavisinin başarı oranlarının daha az olduğu ilk uygulama yıllarında sınırsız olarak uygulanmakta idi. Sayının 8 veya 10 olduğu uygulamalar bile yapılmaktaydı.
Zaman içinde tüp bebek tedavisi hem laboratuar koşullarının iyileştirilmesi hem yan teknolojiler sayesinde daha başarılı hale geldi. İlk uygulamalarda her 10 çiftten 1'i istediği başarıyı yakalarken, günümüzde bu oran neredeyse her 2-3 çiftten birine dek yükseldi.
Başarı oranları artarken kontrolsüz embriyo transferine eleştiriler de hızla arttı. Çoğul gebelik ve yandaş sorunları kamuoyunda dehşetle izlenmeye başlandı. Sekiz bebek doğuran bir annenin çocuklarının neredeyse tamamında uzun dönem sağlık sorunları ile karşı karşıya kalması üzüntüyle karşılandı. Gazetelerde ve televizyonlarda çoğul gebelik ile övünmeyi alışkanlık edinen uzmanlar artık bunun bir sorun olduğunu fark ettiler.
Son 10 yıldır giderek artan bir bilinçlenme ile tüp bebek tedavisinde başarı kriteri eve tek sağlıklı bebek götürmek sloganı ile özdeşleştirildi. Artık daha iyi çalışan laboratuarı, daha etkin ilaçları ve yeni bilimsel kanıtları olan tüp bebek uygulamaları dünyanın her yerinde daha az embriyonun transferi ile daha yüksek gebelik oranları üzerine odaklandı.

-Dünyada durum nedir?
Gebelik elde edebilecek ancak çoğul gebelik oluşturmaktan kaçınacak kadar embriyonun transfer edilmesi için tüm dünyada tedavi şemaları belirlenmiştir. Uygulamanın yapıldığı yaş, neden, eşlik eden diğer tıbbi durumlar ve kaçıncı uygulama olduğu dikkate alınarak belirlenmiş bilimsel 'embriyo transfer sayısı' önerileri konunun uzmanlarına yol göstermektedir. Artık hiçbir kaliteli tüp bebek kliniği çoğul gebelik oranları ile övünmemektedir. Başarı kriteri 'implantasyon (tutunma) oranı' olarak ifade edilmektedir.

-Embriyo transfer sayısının azaltılması, korkulduğu gibi başarı oranlarını düşürdü mü?
Tüm tartışmaların arasında tek embriyo transferi dönemine adım atmış ve ilk 6 ayını tamamlamış bulunuyoruz. Hızla çıkarılan 6 Mart 2010 tarihli yönetmelikle embriyo transfer politikalarında radikal değişiklikler yapılmıştır. Bu yeni kısıtlamalara hazırlıksız yakalanan uygulayıcılardaki ve infertil çiftlerdeki geçici panik havası yerini dinginliğe ve yenilik arayışına sürüklemiştir. Daha keskin kriterlerle daha iyi embriyo seçimi için teknoloji seferber edilmektedir.
Ülkemizde pek çok tüp bebek merkezi, son yıllarda bu konuda oldukça uzun mesai harcamış ve daha az sayıda embriyo transferi ile eşit gebelik oranları yakalamak ve tek sağlıklı gebeliğe ulaşmayı içtenlikle hedeflemiş olduğundan, yeni yönetmelikten dramatik olarak etkilenmediği söylenebilir.

-Bu kısıtlamadan olumsuz etkilenen çiftler var mı?
Bazı yaş gruplarında (özellikle 38 yaş üzeri), deneme sayısının çok arttığı çiftlerde (3 ve üzeri), geride dondurulacak embriyo sayısının 1 veya 2 olduğu durumlarda, embriyo kalitesinin orta olduğu veya sperm veya yumurta kalitesinin sorunlu olduğu durumlarda başarı oranları yeni embriyo transferi politikası ile azalmaktadır.

-Bundan sonrası için neler yapılmalı?
Ülkemizde yapılan tüp bebek tedavilerinin başarı oranları dünya ile yarışacak düzeydedir. Bilimsel kongrelerde dünyanın seçkin otoriteleri arasında Türk doktorları da bulunmaktadır. Ortak görüş, klinisyenin görüşünün dikkate alınmadığı bir politikanın başarı oranlarına olumsuz etkileri olacağı yönündedir.
Embriyo transfer uygulaması ile ilgili kısıtlamaların en kısa zamanda, hiç olmazsa ülke genelinde yenidoğan sorunları çözüldükten sonra yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Öz denetim ve dış denetim mekanizmasının önemi burada tekrar ortaya çıkmaktadır. Bir tüp bebek kliniğinin çoğul gebelik oranları kabul edilebilir sınırlar içinde ise evrensel doğrularla ve bilimsel verilerle doğru embriyo transferi politikası izlediği ve kaliteli sağlık hizmeti sunduğu anlaşılabilir.
Ülkemizde halen aktif görev yapan meslek örgütleri ve dernekler denetim, veri toplama ve bilimsel istatistik oluşturma çabalarında sağlık bakanlığı ile ortak çalışmalıdır. Bu şekilde, yakın gelecekte gelişmiş ülkelerdeki eşdeğer örnekleri (İngiltere HFEA, Amerika ASRM vb) ile paralel etkinliğe kavuşarak daha sağlıklı nesiller ve başarı için gerçekçi politikaların üretilmesinde söz sahibi olabilecektir.

"Yenidoğan kayıplarının tek sorumlusu tüp bebek uygulamaları değil"
-Bu konuda ülkemizde gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tüp bebek yöntemi ülkemizde 22 yıldır uygulanmaktadır. İlk uygulamanın yapıldığı günden itibaren hep kültürel, sosyal, dini tartışmaların yanı sıra dünyadaki benzer örnekleri gibi çoğul gebelik tehdidi ile de anılmıştır. Ülkemizin yeni doğan ve anne ölüm oranlarının uzun yıllar boyunca gelişmiş ülkelerin çok üzerinde seyretmesi ve sağlık sisteminin içinde bulunduğu diğer zorluklar tüp bebek tedavisinin de sıklıkla tartışılmasına neden olmuştur. Halen devam eden küvöz tartışmaları ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinin diğer imkansızlıkları ismi çoğul gebelikle bir anılan tüp bebek yöntemine de sıçramıştır. Oysa ki yakın dönemde yaşanan yeni doğan bebek kayıplarının gerçekte çok az bir kısmı tüp bebeğe aittir. Buzdağının gözden kaçan önemli bir kısmı gebelik döneminde yetersiz bakım, beslenme sorunları ve tüp bebek dışındaki yumurtlama tedavilerine bağlı çoğul gebeliklerdir.
 

 

Kaynak: Yeni Asır / 14.Ekim.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Doç Dr. Ahmet Zeki Işık - Filiz İçke Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi doktorlarımızdan  Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık'ın Yeni Asır Röportajı
 
Erkekler mercek altında!
 
Tüp bebek uygulamalarında daha yüksek başarı için erkekte sperm sorunlarına çözüm arayışları sürüyor

Çocuk sahibi olmak isteyen erkekte sperm problemlerinin çözümüne yönelik arayışlar devam ediyor. Laboratuvar ortamında yapılabilecekler için milyon dolar bütçeli araştırmalar sürerken; sigaranın bırakılması, stresin azaltılması, vitamin kürleri gibi nispeten klasik sayılabilecek yöntemler de güncelliğini koruyor. İrenbe Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık'la bu konuyu konuştuk.

-Günümüzde tüp bebek uygulamalarında, erkekte sperm problemine yönelik ne gibi çözümler yer alıyor?
Dünyadaki ilk tüp bebek olan Louis Joy Brown, bugün 32 yaşında bir anne. Tüp bebek teknolojisi devrimsel bir buluştu. Tüp bebek tedavileri, tüpleri hasarlı hanımlar için yepyeni bir ufuk açtı. Çünkü tüpte olan hadisenin tamamını laboratuvar ortamında yapılmaya başlandı. Bu yöntemle yumurta ve sperm dışarı alınıp döllendi, tüpe benzeyen ortamlarda muhafaza edildi ve büyütülüp anne rahmine verildi.
Tüp bebek çoğunlukla "tüpün içinde bebek" olarak algılanıyor. Bir nevi tüp elbette. Yani fallop tüpleri ya da üreme tüpleri dediğimiz kadındaki organın dışardaki similasyonu benzeri. Tüp bebek tedavisi bu esasında.
Bu tedavi, uzunca yıllar birçok kişiye çözüm üretti fakat gelin görün ki bir grup hastada örneğin erkekte ciddi sperm problemi var ise tüp bebek yöntemi ile dahi döllenme elde edilemiyordu. Bu uzunca yıllar bir sorun olarak karşımıza çıktı.
Çünkü bebek sahibi olamayan çiftlerdeki problemin yüzde 40'ı kadından kaynaklanıyorsa yüzde 40'ı da erkekten kaynaklanıyordu.
Dolayısıyla tüp bebek teknolojisi çok büyük bir gruba hizmet üretememeye başladı. Tüp ortamı yaratılması, sperm ve yumurtanın yan yana getirilmesi pek çok vakada başarı sağladı ama öyle bir grup hasta vardı ki sperm yumurtanın yanına da konulsa döllenme gerçekleşmiyordu.

MİKROENJEKSİYON
Erkekteki sperm problemine yönelik devrim niteliğindeki gelişme, mikroenjeksiyon işlemi oldu. 400-600 kat büyütme altında tek bir spermin yumurtanın içerisine bir tür cam iğne yardımıyla bırakılması işlemi olan mikroenjeksiyon ile ilk doğumlar 18 yıl önce gerçekleştirildi. Tüp bebek nasıl bir devrimse, bugün mikroenjeksiyon olarak bilinen ve esasen cam bir enjektörün içerisinde tek bir sperm hücresinin yumurtanın içerisine zerk edilmesi ikinci bir devrim oldu tüp bebek işleminde. Bu sayede, hiç şansı olmayan milyonlarca kişiye şans kapısı açtı. Günümüzde tüp bebek uygulamanının neredeyse yüzde 70-80'i mikroenjeksiyon olarak yapılıyor ve bu şekilde milyonlarca bebek doğdu. 1994 sonunda Türkiye'de de uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon yönteminden sonra, mikroenjeksiyon kadar devrim niteliği taşıyan bir gelişme olmadı.

TESE VE MİKROTESE
Tüp bebek teknolojisine mikroenjeksiyon yönteminin de eklenmesi ile bebek sahibi olamayan çiftlerin yüzde 80'ine yardımcı olabiliyorduk ama bir grup hastada sperm ya hiç yoktu, ya çok azdı, ya da bulunamıyordu...
Mikroenjeksiyonun bulunmasından hemen bir yıl sonrasında semen numunesinde hiç canlı veya ölü hücresi olmayan kişilere umut vaat eden ve testislerden cerrahi yöntemle sperm elde edilmesi uygulaması başlatıldı.
Takip eden yıllar içerisinde TESE olarak adlandırılan bu işlem, operasyon mikroskobu rehberliğinde yapılmaya başlandı ve "Klinefelter Sendromu" gibi çok ciddi sperm üretim problemiyle kendini gösteren ve o tarihe kadar çocuk sahibi olma şansı verilmeyen genetik sorunlu erkeklerde bile yüzde 50'lere varan oranda sperm bulunmasına olanak verdi. Bu işleme günümüzde "mikroTESE işlemi" denmektedir.

-Mikroenjeksiyon ve TESE'nin ardından bu iki önemli gelişmeye rağmen çocuk sahibi olamayan erkeklere yönelik bir yeni çalışma var mı?
15 senedir bu kadar devrimsel nitelikte bir şey maalesef yok. Şimdi yeniden birçok şeyi sorguluyoruz. bunların içinde erkek faktörü yeniden ele alınıyor. Birtakım kriterler belirleniyor. Antioksidan, yani vitamin dediğimiz vücutta yenilenmeyi hızlandırıcı ilaçlar, birtakım antibiyotikler...

-Antibiyotik kullanımı sperm kalitesini nasıl etkiliyor?
Enfeksiyon tedavileri önem arz ediyor. Varolan bir enfeksiyonun tedavi edilmesi ile birçok vakada spermin yapı bozukluğu gideriliyor ve dölleme kabiliyeti artırılıyor. Ama yanlış anlaşılma olmasın; çok hayati bir rolü yok antibiyotiğin. Esas ön planda olan, döllenmeyi artırıcı ve şu anda birçok insanın da kullandığı antioksidan kürlerden yararlanılması.

-Piyasada pek çok vitamin çeşidi var, sperm kalitesi için nasıl yararlanılmalı bunlardan?
Bunları ezbere kullanmak yanlış. Antioksidan kürlerin, belli bir grup hastada doktorun karar vereceği şekilde bir iki ay kullanılması gerekir. En basit şeyi söyleyeyim size, salt sigara içen bir erkeğin sigarayı bırakması bile verdiğimiz antioksidanlardan daha etkili. Tabii ki stresi azaltmak bir faktör. Kürler, vitamin kullanımı, stresin azaltılması vs... Bütün bunlar saf bilim değil tabii ki, göreceli bilim. Ama yeni çalışmalar gösterdi ki antioksidan kullanımı sperm parametrelerinde gebelik oranını artırabilir. Burada bir olasılıktan bahsediyor: artırabilir diyor. Ama sigara kullanımı kesin olarak bozuyor.

Araştırmalar devam ediyor
Problemli spermleri ayıklayabilmeyi sağlayan yeniliklerin de son 5 yıldır gündemde olduğunu belirten Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık, bunlardan ön plana çıkan 3 teknik hakkında şu bilgileri veriyor:
Birinci teknik spermin doğal bir makromolekül olan "hyaluronan"a bağlanabilme kabiliyeti ile sağlıklı dölleme gerçekleştirme kabiliyeti arasında bir korelasyon olduğu ana fikrinden hareket eden PICSI uygulaması. Bu teknikte mikroenjeksiyon öncesi yani kadından yumurtaların toplanıp temizlenmesini takiben, önceden sektörel olarak satın alabileceğiniz içinde hyaluronan ihtiva eden mikron mertebesinde alanlarda bağlanan spermleri diğerlerinden ayırmak suretiyle kaliteli sperm seçimi sağlanmış oluyor. Veri birikmesine ihtiyaç var ancak en azından sonuçlara olumsuz bir etki yapmadığı aksine canlı doğum oranlarını arttırdığı söylenebilir.
İkinci teknik IMSI (intracytoplasmic morphologically selected sperm injection). Bu teknikte 8400 kat büyütme altında sperm yapısının ışık mikroskobu ile incelenip özellikle baş kısmında büyük vakuol dediğimiz boşlukları olmayan ve tamamen normal görüne spermlerin seçilerek ICSI işleminde kullanılmaları söz konusu. Özellikle en iyi kalite olarak tariflenmiş spermin mevcut olup seçilebilmesi halinde klasik yöntemle ICSI işlemine hazırlanmış spermlerle uygulama yapılmış hastalara göre gebelik ve canlı doğum oranını arttırmakta. Teknik gelecek vaat ediyor ancak hastada en iyi morfolojik yapıya sahip sperm yoksa ve ikinci en iyi kaliteli spermle işlem yapılırsa klasik ICSI'den farkı kalmıyor. Sonuçlar ve çalışmalar arttıkça daha net konuşabileceğiz.
Üçüncü teknik ise MACS (magnetically activated cell sorter). Bu teknikte, canlılığını kaybetmekte olan (apoptotik) sperm hücrelerinin dış zarlarında ortaya Annexin V adlı maddeye yönelik nano teknoloji ile demir bilyeler entegre edilmiş bağlayıcı antikorlardan yararlanılmaktadır. Basitçe izah gerekirse demir bilyeli bu madde ölmekte olan spermlere bağlanmakta ve manyetik alandan geçerken bu hayatiyetini kaybeden spermler mıknatıslanma ile yakalanmaktadır. Böylelikle son ürün tamamen sağlıklı ve düzgün spermlerden oluşmaktadır. Bu teknikle yakın zamanda yapılan bir çalışma spermdeki DNA parçalanma (DNA fragmentation) yüzdesinin bariz düştüğünü ve daha önce gebe kalamamış bir hastanın bu uygulama sonrası sağlıklı doğum yaptığını bildirmektedir. Bu teknikle ilgili olarak biz de çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Sperm sayısını artıran keçiboynuzu kürü:
Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık, sperm sayısını ve kalitesini artırmak isteyen erkeklerin Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu'nun keçiboynuzu kürünü uygulayabileceğini söylüyor. Kürün tarifi şöyle: Kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6-7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz. Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçi boynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karnına, diğer yarısını da akşam yatağa giderken içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca her gün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca her gün akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.

 

Kaynak: Yeni Asır / 07.Ekim.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Op. Dr. Refik Keleş - Filiz İçke Yeniasır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi doktorlarımızdan  Op. Dr. Refik Keleş'in Yeni Asır Röportajı
 
Düzenli takip hem annenin hem bebeğin güvencesi

Gebelik öncesinde, bebeği 9 ay besleyip büyütecek anne vücudunun yeterlilik yönünden taranması ile başlayan süreç, testler, ultrason takibi, muayeneler ve bilgilendirmelerle doğuma kadar devam ediyor

İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Refik Keleş, gebelikte takip sürecini en başından itibaren öyle güzel anlattı ki, sorularımı bir kenara bırakıp bir buçuk saat boyunca keyifle dinledim. Keşke bu görüşmenin her anını sizlerle paylaşabilseydim diyorum ve sözü kendisine bırakıyorum:
Günümüzde çiftler "Bebek istiyoruz" yerine "Sağlıklı bebek istiyoruz" demeli, çünkü tıbbın geldiği noktada gebelik boyunca pek çok sorunu önceden öngörmek ve tedbir almak mümkün.
Sağlıklı bebek için gereken sağlıklı yumurta ve sağlıklı spermdir. Ancak 400 bin yumurta içinden en sağlıklı olanı bu noktada tanımlayamazsınız. Eşinizin 60 milyon sperminin içinden hangisinin yumurtayı dölleyeceğini de bilemezsiniz.

SOY AĞACI TARAMASI
Burada yapabileceğiniz şey, gebelik öncesinde soy ağacınızı incelemek. Çiftler aile geçmişini sorgulayacak. Genetik geçişli hastalık var mı, ailede bebek kaybı yaşanmış mı... Bununla ilgili sorun varsa acaba bu tanımlanabilen bir hastalık mı diye genetik danışmanlık alınmalı. Diyelim sorun yok.

ANNE KENDİNİ HAZIRLAMALI
Bebeğe gebelik boyunca ev sahipliği yapacak anne adayı, "Ben bu kapasitede miyim?" diye sorgulayacak. Hemogram tahlili ile kansızlık, demir eksikliği, talasemi taşıyıcılığı vb var mı, şekerle, guatrla ilgili sıkıntı var mı bakılacak. Toksoplazma gibi hastalıklar ve kızamıkçık geçirip geçirmediği sorgulanacak. Anne adayı kızamıkçık geçirmediyse, aşısını yaptırıp 3-4 ay gebelik ertelenmeli. Bunun dışında folik asit ve B 12 gibi eksikler var mı sorgulamak ve gebelikten üç ay önce folik asit alımına başlamak gerekir.
-Gebelik elde edildi ve çift kontrole geldi. Gebeliğin sağlıklı olup olmadığını nasıl anlıyorsunuz?
Gebeliğin sağlıklı olup olmadığını;
1. Fiziksel değişikliklerle
2. Biyokimyasal değişiklerle
anlayabiliriz.
Gebelik ürünü rahim içine yerleştiğinde plasenta, özel bir hormon salgılıyor: Beta HcG. Beta HcG, testlerde 100'lü rakamları geçtiğinde biyokimyasal gebelik kesinleşmiş olur. Bu değer, kan yoluyla idrara geçtiğinde, idrar testinde çift çizgiyi gördüğümüz an gebelik için pozitif diyoruz.
Hamilelikle birlikte vücutta iki şey değişiyor. Birincisi vücutta normalde olmayan Beta HcG hormonu giderek artıyor, ikincisi; progesteron dediğimiz gebeliğin devamını sağlayan hormon artıyor. İkisinin değişmesi gebeliğe bağlı sekonder değişiklikleri meydana getiriyor. Sabah bulantıları, hazımsızlık, sık tuvalete gitme, ağızda metal tat, tükürük salgısının değişmesi, dişetlerinde şişme, kanama... Ve anne adayı 'Doktora gideyim' diyor.
Çok erken giderse gebelik kesesi görülmeyebilir. Beta HcG 1500 üniteyi geçmeden rahim içinde gebelik kesesi görülmez. Bu da aşağı yukarı 14 günlük bir periyoddur.
-Gebelik kesesini görmek neden önemli?
Döllenme tüpte olduğu için kese bazen tüpte takılıp kalabiliyor. Böyle olduğu zaman rahim içine giremiyor. Buna 'dış gebelik' diyoruz. Keseyi rahim içinde gördüğümüz zaman artık siz klinik olarak da gebesiniz diyebiliyoruz.
-Keseyi görmek yeterli mi?
Değil. Rahim içinde keseyi görerek kimyasal gebelik olmadığını gördük. Daha sonra genetik şifrenin doğu verilip verilmediğini anlamak gerekir. Bunun için de fetusu görmek gerekir.
Gebeliğin iki türlü takibi vardır. Birisi ampiriktir. Görsel olarak izlersiniz. Diyelim gebemiz 6 haftalıkken geldi. İki hafta sonra çağırdınız 8 hafta, 2 hafta sonra çağırdınız 10 hafta... Sağlıklı, gününe uygun bir büyüme gözlemlediniz. Bu ampirik takip.
Bir de bilimsel veriler var. 11-13. hafta arası, ikili testin veri tabanı olarak kullanıldığı dönem.
Down sendromu dışında dudak damak yarığı, ayak topuğunun arkaya doğru olması, ayak baş parmağının ayrık olması, beyin, kalp ve böbreklerde anomaliler de down sendromu açısından uyarıcı olabilir.
Bunlardan biri varsa, 2'li ve 3'lü testlerde de şüpheye düşersek amniyosenteze yönlendirme olasılığımız artıyor.
2'li, 3'lü, 4'lü testte sadece down sendromu arıyoruz. Ama bebekte beyin ve kalple ilgili sıkıntılar olabilir. Karın ön duvarı açıklıkları olabilir. Bunlara da down sendromu kadar önem verilmesi lazım. Buna "ikinci basamak ultrason" diyoruz. Halk arasında renkli ultrason veya fetal tarama olarak da adlandırılıyor. Mutlaka bu taramanın da yapılması lazım.
Bazen, "Amniyosentez yaptırdık başka şeye ihtiyaç var mı?" deniyor. Dudak damak yarığı amniyosentezde saptanmaz. Fetal taramanın esas amacı; 5 sistemin taranmasıdır. Bundan; sinir, dolaşım, hareket, sindirim ve boşaltım sistemidir.
Fetal tarama ile bu sistemlerin varlığı ve fonksiyoları hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu bilgilerle başka hastalıkların varlığını sorgulamak da mümkün oluyor. Dudak damak yarığı buna en güzel örnek. Kimsenin başına gelmesin ama diyelim dudak damak yarığı gördük. Bu bilgi ne veriyor bize? Çocuk doğunca ameliyat olacak. Ayrıca dudak damak yarığı varsa, down sendromu olasılığı da artıyor. Fetal taramada dudak damak yarığı yok dediğimizde bu olasılıkları da ekarte etmiş oluyoruz.
Avantajı bu. Bununla beraber organ anomalisi görmesek bile, bütün sistemler normal olsa bile, down sendromu yine de olabilir. Yüzde 100 olmaz diyemiyoruz.
Sonuç olarak testlerimizi ve fetal taramayı yaptık. Bu bize şunu kazandırıyor: Yüzde 85-92, hatta bazılarına göre yüzde 95 doğruluk oranı ile bu bebek sağlıklıdır diyebiliyoruz. Bunların cevabının 20. haftaya kadar verilmesi lazım.
Fetal tarama yaptıktan sonra herhangi bir problem yoksa anne adayını ayda bir izliyoruz. Bundan sonrasında anne adayını iki şekilde uyarıyoruz:
1. Gebeliğin sağlıklı gittiğini,
2. Bebeğin sağlıklı olduğunu
anlaması lazım.

AÇ MIYIM, YORGUN MUYUM?
-Bunu nasıl anlayacak?
Bebeğin hareketlerini izleyecek. Hissediyorsa bebek sağlıklıdır. Özellikle 32. haftadan sonra 24 veya 10 saatte bir hareketi, anne adayının hissetmesi lazım. Hangi dönemde olursa olsun, bebeğin hareketini hisetmiyorsa öncelikle telaş yapmayacak. Sonra kendine şu soruyu soracak: "Aç mıyım, yorgun muyum?" Açım diyorsa, tercihen şekerli bir şeyler yiyecek ve 40 dakika sol yanına uzanacak. Sağlıklı bebek 40 dakika içinde az veya çok hareket eder. Bebek istirahate rağmen hiç hareket etmiyorsa hekim tarafından mutlaka muayene edilecek. Bu, bebeğin anne karnında sağlıklı olup olmadığını anlamak adına hamileliğin 2. ve 3. döneminde yapılması gerekenler.

ERKEN DOĞUMU ÖNLEMEK İÇİN
Taramayı 20. haftaya kadar bitirdik . 2'li ve 3'lü tarama testleri, biyokimyasal testler yapıldı ve 'bebek sağlıklı' dedik. Bundan sonra bebek dış ortama uyum sağlayacak yaşamsal yetenekleri kazanıncaya kadar doğmasını istemiyoruz. Yani su kesesi açılmayacak, rahim kasılmayacak ki 37 haftayı (prematüre sınırını) geçsin.
Bunun için anne adayı;
* Vajinal enfeksiyon ve komşu organ enfeksiyonlarından korunmalı,
* Vücut ısısı 37.5'i geçerse mutlaka hekimini bilgilendirmeli.
-Sık ultrason bebeğe zarar verir mi?
Hayır. Erken dönem gebelik kayıplarında genellikle ultrason suçlanır ama bu doğru değil.
-Ultrason doğum öncesinde annenin bebekle buluşma alanı bir anlamda. Sıklık açısından abartıya kaçılıyor mu?
Karşılıklı taviz diyelim. Özellikle ilk aylarda anne adayının birçok sıkıntısı var. Hormonal değişikliklerle beraber sinir, gerginlik, bulantılar, eşten destek görememek, iş koşulları... Bu ortam istilasında pozitif bir şey yok. Bebek ölü mü, canlı mı bilgisi yok.. 15 günde bir ultrasonda bebeği görmek bu dönemde anne adayına büyük moral veriyor.

İkili test nedir?
Down sendromu riskini gebeliğin erken döneminde belirler. Bebeğin ense kalınlığı ve baş-popo mesafesi ölçüldükten sonra anneden kan alınır. Görülebiliyorsa burun kemiği ölçülür ve bu bilgilerle birlikte annenin yaşı ve kilosu bilgisayar ortamına aktarılarak 'down sendromu risk belirlemesi' yapılır. Değer 1/250'nin altına indiği zaman, "Acaba bebek down sendromlu mu?" sorusunu getirir ama mutlak değildir. Bu; 249 anne sağlıklı, biri down sendromlu doğuracak anlamına gelir.
kutu..kutu..kutu...

Üçlü test nedir?
16-22'nci haftalar arasında, anne adayının kanında üç ayrı hormon incelenir. Beraberinde annenin yaşı, gebelik haftası ve kilosu bilgisayara aktarılarak 'down sendromu risk olasılığı' hesaplanır.
İkili veya üçlü testte sorun çıkması, bebekte mutlaka down sendromu olduğu anlamına gelmez.

Amniyosentez nedir?
Amniyosentezde; bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak kromozomlarına bakılır. Gebelikte 16-20. hafta arası veya 22. haftada yapılır. İkili ve üçlü test sonuçları down sendromu riski yönünden şüpheli çıkarsa yapılır. Amniyosentez uygulamalarında eskiden kanama, düşük ve enfeksiyon daha sık görülürdü. Bununla birlikte yine de amniyosentez nedeniyle sağlıklı bebek kaybedilebilir. Bu risk 1/200 oranındadır.

Kordosentez nedir?
Gebelik takibinde geç kalınan durumlarda, örneğin 22.-23. haftalarda ultrasonda down sendromundan şüphe edildiğinde yapılan testtir. Ultrason eşliğinde karın duvarından girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kan örneği alınır.

 

Kaynak: Yeni Asır / 26.Temmuz.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Op.Dr. Aral Özbal - Filiz İçke Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi doktorlarımızdan  Op. Dr. Aral Özbal'ın Yeni Asır Röportajı.
 
Doğal olanı, yapay olana tercih edin

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aral Özbal, anne sağlığı ve bebeğin sağlıklı gelişimi için hamile beslenmesinde en önemli kriterin besinlerin doğallığı olduğunu söyledi

Hamilelikte beslenme; doktorlar kadar hamileler ve yakınlarının da önemle özerinde durduğu bir konu. Hamile beslenmesinde birçok detay var ama "En çok neye dikkat edilmeli?" gibi kritik bir soruya İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aral Özbal, şu cevabı veriyor: "Hamilelik boyunca prensibiniz şu olmalıdır: doğal olanı yapay olana tercih ediniz! Hamilelik olsun olmasın. Hazır gıdalardan, konservelerden, dondurulmuş gıdalardan kaçının. Doğal besinler tüketin. Hazır içecekler, hazır çorbalar ve mevsiminde olmayan sebze ve meyvelerden uzak durun." Op. Dr. Aral Özbal, konu ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

Hamilelikte beslenmenin önemi nedir?
Gebelik, insan yaşamında beslenmenin en önemli olduğu evrelerden birisidir. Yeterli ve dengeli beslenerek, planlı hareket ederek, fiziksel aktivitenizi uygun düzeyde tutarak hem bebeğinizin gelişimine katkıda bulunur hem de vücudunuzda oluşacak değişimlere kendinizi hazırlamış olursunuz.
Gebelik insanoğlunun en hızlı büyüdüğü dönemdir. Bu dönemde bebek, gerekli besinleri göbek kordunu yoluyla annesinden almaktadır. Bu nedenle hamilelik sırasında anne adayının beslenmesi, bebeğin sağlıklı gelişimi için çok önemlidir. Anne için de sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek, gebeliğe özgü bazı sorunları yaşamamak veya daha hafif atlatmak, daha rahat bir lohusalık dönemi geçirmek, lohusalıkta anne sütünün yeterli ve kaliteli olması gibi nedenlerden dolayı beslenme alışkanlıklarınızı gebelikle birlikte tekrar gözden geçirmeniz gerekir.

Hamilelik boyunca kilo alımı nasıl olmalıdır?
Hamilelikte genel olarak önerilen kilo alımı miktarı ortalama 12-15 kilodur. Bu miktar, annenin boyu ve gebelik öncesi kilosuna göre değişebilir. Hamileliğe fazla kilo ile başladıysanız 7-8 kilo almanızı öneriyoruz. Eğer ikiz bebek bekliyorsanız, 17-22 kilo ağırlık kazanımı normaldir.
İdeal kilo alımı miktarını ortalama 12 kg kabul edersek, bunun 4 kilosu hamileliğin ilk yarısında (ilk 20 haftada), kalan 8 kilosu da gebeliğin ikinci yarısında olmalıdır.
İlk üç ayda kilonuz genellikle sabit kalır. Hatta bulantı ve kusmaların çok olduğu durumlarda bir miktar kilo kaybı bile görülebilir. Bu durumda telaşa kapılmaya gerek yoktur. Bulantılar bittiğinde kilo almaya başlayacaksınız. Bu dönemde bebeğin yetersiz besleneceği endişesine kapılmayınız. Bebek ilk üç ay çok küçüktür. Hiçbir şey yemeseniz de tüm ihtiyaçlarını anne vücudundan karşılayacaktır.

Hamilelikte öğün düzeni ne olmalıdır?
Hamilelikte 3 ana, 3 ara öğün tüketmelisiniz. Hamilelik sırasında öğün sayısını artırarak aynı miktarda besin almak, midenin aşırı dolmasını engelleyeceği için bulantı, mide yanması, barsaklarda gaz birikimi, şişkinlik, hazımsızlık gibi sorunları da önleyecek, sindirim sisteminizin daha iyi çalışmasını sağlayacaktır.

Gebelikte folki asit ve demir alımı önemli midir?
Folik asit kan hücresi yapımında, DNA sentezinde ve hücrelerin yenilenmesinde çok önemli görevler üstlenir. Gebeliğin öncesinde alınmaya başlanmalıdır ve ilk üç ay devam edilmelidir. Folik asit eksikliği bebeklerde 'nöral tüp defekti' adı verilen omurga defektlerine yol açabilmektedir. Bu nedenle gebelik öncesi üç ay boyunca ve gebeliğin ilk 12 haftasında günde 400 mg folik asit kullanımı önerilmektedir.
Gebelik sırasında kan hacmi yüzde 50 oranında artar ve buna bağlı olarak bir anemi tablosu ortaya çıkar. Bunu gidermek için gebelik boyunca düzenli demir alımı çok gereklidir. Ayrıca gebeliğin ikinci yarısında bebek demir depolarını oluştururken annenin demir depolarını kullanır. Demir eksikliği ile doğan bebekte halsizlik, meme emememe görülür ve dolayısıyla gelişimi yavaşlar. Günde 60 mg elementer demir alımı önerilmektedir.

Gebelikte kalsiyum ve D vitamini alımı önemli midir?
Kalsiyum, kemik ve diş gelişimi için çok önemli bir maddedir. Ayrıca kas dokularının kasılma foınksiyonunun sağlanmasında ve kan pıhtılaşması mekanizmasında rol oynar.
Bebeğimizin iskelet sistemi ve dişlerinin gelişimi için yeterli miktarda kalsiyum almalısınız. Bu gereksinim de dengeli beslenmeye ek olarak günde 1-2 bardak süt alımı ile gerçekleşebilir.
Süt içemiyorsanız yoğurt, ayran, peynir gibi süt ürünleri de tüketebilirsiniz. Ama sütte daha fazla kalsiyum olduğu gibi, sütün içerisindeki proteinler ve laktoz denilen süt şekeri de gebelikte çok faydalıdır. Yağı alınmış sütlerde bazı yağda eriyen vitaminler kaybolduğundan önerilmemektedir.
D vitamini de kalsiyumun vücutta kalmasını sağladığı için önemlidir. Günlük besinler çok az miktarda D vitamini içerirler. Bu vitamini özellikle güneş ışınlarının etkisiyle organizma kendisi üretir. Bu yüzden D vitaminin eksikliğine en iyi ilaç açık hava ve güneştir.

Sakıncalılar listesi
* Sigara ve alkol kullanmayınız. Sigara dumanına maruz kalmayınız.
* Çay, kahve gibi içeceklerin tüketimini azaltıp yerine ayran, süt ve taze sıkılmış meyve sularını tercih ediniz. Çayı açık ve limonlu tüketiniz.
* Asitli, kolalı içeceklerden, diyet ürünlerden uzak durunuz. Sakkarin veya aspartam gibi yapay tatlandırıcılar yerine şeker kullanınız.
* Sosis, salam, sucuk gibi şarküteri ürünlerini az tüketiniz.
* Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Yemekleri tuzsuz pişiriniz.
* Kızartmaları, tatlıları, hamur işlerini mümkün olduğunca az tüketiniz.
* Çiğ köfte, somon füme, suşi gibi çiğ etlerden 'toksoplazmozis' tehlikesi nedeni ile hamilelik boyunca uzak durunuz.
* İyi yıkanmamış sebze ve meyveler ne kadar doğla olurlarsa olsunlar sizin için sakıncalıdır. Sebze, meyve ve kuru baklagilleri iyice yıkamadan tüketmeyiniz.
 

 

Kaynak: Yeni Asır / 16.Haziran.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Op.Dr. Dilek Aslan - Filiz İçke Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi Doktorlarımızdan Op. Dr. Dilek Aslan'ın Yeni Asır Röportajı
 
Tüp bebekte başarı=tek sağlıklı bebek

 İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Doktor Dilek Aslan, tüm dünyada kabul edilen kriterlere göre tüp bebek uygulamalarında gerçek başarının eve götürülen tek bir sağlıklı bebek olduğunu söylüyor

Çoğul tüp bebek gebeliklerini önlemek amacıyla çıkarılan ve ilk 2 denemede 35 yaş altındaki kadınlarda transfer edilen embriyo sayısını teke düşüren yeni yönetmelik üç aydır uygulanıyor. İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nden Op. Dr. Dilek Aslan, uygulamanın ilk üç ayını değerlendirirken tüp bebek gebelikleri ve çoğul gebelikler hakkındaki sorularımızı da yanıtladı.


Tüp bebek uygulamalarında tek embriyo transferi uygulamasına neden gerek görüldü?
Tek embriyo uygulaması, dünyada son 5 yıldır giderek popülerleşen ve birçok ülkede de artık yazılı olmayan kurallarla kabul görmüş bir sistem. Çünkü çoğul gebelikler, dünyanın her yerinde kabul görmeyen bir başarı kriteri artık. Tüp bebek uygulamalarının ilk yıllarında çoğul gebelikler sanki bir sempatik bir başarı öğesi olarak lanse ediliyordu. Oysa artık biliyoruz ki ikiz gebelikler, üçüz gebelikler komplikasyon ihtimalleri nedeni ile birçok ülkede hem ekonomik hem sosyal açıdan bazı sorunlara neden oluyordu. Türkiye'de de 6 Mart 2010 tarihinde bir yönetmelik yayınlandı ve 35 yaşın altındaki kadınlardaki tüp bebek uygulamalarında tek embriyo transfer edilmesi zorunluluğu getirildi. Aslında bu, normal sağlıklı grup için bizim de çok arzu ettiğimiz bir şeydi.


Bu uygulama konusundaki en büyük tereddüt, gebe kalma oranlarının düşeceği konusuydu. Aradan yaklaşık 3 ay geçti. Elde edilen sonuçlar açısından aradaki farkı nasın değerlendiriyorsunuz?
200'e yakın vakada gebelik oranlarında tek embriyo transferine bağlı çok ciddi bir düşüş görmedik. Ama bunun nedeni zaten 35 yaş altı grupta başarı oranlarının oldukça iyi olması. Bu belki de zaten daha iyi embriyo seçmek için bir süredir çaba gösterildiği için oldu. Daha ileri yaş gruplarında ise tek embriyo transferine bağlı gebelik oranlarında azalma bekliyoruz. Bunu gözlemlemeye de başladık. Özellikle 38 yaş üstü grupta özellikle en iyi embriyoyu seçmek için ek gayret gerekecek gibi görünüyor. Bu yaş grubunda da yeni yönetmelikle birlikte transfer edilecek embriyo sayısı iki ile sınırlandırıldı. Örneğin özel bir aletle embriyonun içinde büyüdüğü folikül sıvısının metabolizma değerleri ölçülerek daha iyi embriyoyu seçmek için bir gayret gösteriliyor. Bunun da gebelik oranlarına yüzde 10-15 civarında bir katkısı olacağı söyleniyor. 35 yaş altı grupta ise ilk verilere bakıldığında bir sorun yok gibi görünüyor. Tabii ki geniş veri tabanları ile farklı sonuçlar gelecek ama ilk veriler böyle.


35 yaş altı kadınlarda tek, 35 yaş üzerindeki kadınlarda ise iki embriyo kısıtlaması her durumda mı geçerli?
Bu sınırlamalar ilk iki deneme için geçerli. Diyelim ki siz 28 yaşındasınız ama üçüncü, dördüncü tüp bebek uygulamasını yapıyorsunuz. Bu durumda yönetmelik size bir yerine iki embriyo transferine izin veriyor. Tekrarlayan başarısızlıklarda kişilerin tabii ki daha fazla şansa ihtiyacı var. Bu kişilerde özellikle embriyo transfer sayısının artırılması başarı şansını da artırıyor.


Embriyo transfer sayısına getirilen kısıtlama, hastaları psikolojik açıdan nasıl etkiledi?
Çok paniğe kapılan oldu. Bunu söylemem lazım. Özellikle eskiden beri alışılagelmiş bir şey vardı. Biz zaten hastalarımıza tek embriyo transferini teklif ederdik ama neredeyse sıkı pazarlık yaşanırdı.
Pek çok hasta "Doktor hanım benim tek deneme hakkım var, bana üç embriyo koyun" derdi. Neden sonra 2 embriyoya ikna ederdik kendilerini. Teke ikna etmekte çok zorlanıyorduk. Öte yandan başarı oranı yüksek hanımlarda özellikle son iki yıldır zaten tek embriyo transferi uygulanıyordu.


Gebe kalma ihtimali yüksek olan hanımlar bu aşamada daha kolay ikna oluyor herhalde...
Evet. Çünkü onlarda zaten başarı oranı da çok yüksek. Çok iyi bir grup var tek embriyo transferi yapılmasını bizim de salık verdiğimiz. Çünkü onlarda biliyoruz ki biz iki embriyo koyduğumuzda ikiz gebelik olacak.
Önemli bir grubu da ikna etmeye çalıştık. Maddi imkanları sınırlı olan, bu denemeyi bir daha yapamayabilirim diye düşünen kişiler ilk başta biraz paniğe kapıldılar. Biz zaten tedbir alacağız dedik ve uygulamalarda bazı kolaylıklar sağladık. Bütün bunlar bir araya gelince sanıyorum bu panik duygusu yerini güven duygusuna bıraktı.
Şu anda herkes kabul ediyor ki, erken doğum olasılığı nedeniyle çoğul gebelik yaşamaktansa ilk deneme tutmadığı zaman ikinci denemeyi dondurulmuş embriyolarla yapmak çok güvenli bir yaklaşım ve bu iki deneme sonunda; yani bir dondurulmuş ve bir taze embriyo denemesinin sonunda, zaten aynı anda iki embriyo transfer etmişsiniz gibi bir başarı oranı var.


Transferi farklı zamanlarda yapıyorsunuz, tek farkı bu değil mi?
Evet. Diyelim uygulama yapıldı ve tek bir embriyo transfer edildi, başarılı olmadı. İki ay sonra dondurulan bir embriyoyu transfer ettiğinizde aynı anda iki embriyo transfer etmişçesine bir gebelik oranı yakalayabiliyorsunuz. Böylece kişinin çoğul gebelik yaşama ihtimali de ortadan kalkmış oluyor.


Bir de "İlla ki ikiz olsun" diyen bir grup var...
Evet. Özellikle çok uzun zaman infertilite sorunu yaşayan çiftler, çok büyük bir bebek özlemi ile geliyorlar. Biz ne kadar tek bebek desek bile "Bu kadar bekledik bari iki olsun" gibi bir düşünce ile başvuruyorlar.
Bu grupta yaş genellikle 35 ve üzerinde olduğu için biz zaten iki embriyo transferine sıcak bakıyoruz. Çünkü infertilite süresi uzadıkça, 10 yılı geçtikçe tüp bebek yönteminde de başarı oranı azalıyor yaşa bakmaksızın. Dolayısıyla ikiz gebelik diye ısrar eden çiftlere ikiz gebeliğin sakıncalarını anlatıp onları mümkünse vazgeçirmeye çalışıp ama yaş grupları da uygunsa iki embriyo transferinden tabii ki kaçınmıyoruz. Ama unutulmamalı ki sonuçta bütün tedavilerde amaç eve tek sağlıklı bebek götürmek.


Çoğul gebelikten niçin bu kadar kaçınılıyor?
Çünkü çoğul gebeliklerde bebek sayısı arttıkça, yani ikizden üçüze ve daha fazla sayıda bebeğe gittikçe karşılaşacak sorunların sayısı da artmaktadır. Tüm gebelik boyunca hem anne adayının hem de bebeklerin bir çok sağlık tehlikesi ile karşılaşma ihtimali ve özellikle erken doğum riski önemli ölçüde yükselmektedir. Erken doğum, gelişmiş ülkelerde bile hala önemli bir sorundur. Erken doğan bebeklerde akciğer gelişimi yetersizliği nedeniyle bebeklerin kaybedilme ihtimali vardır. Hala en iyi küvözlerle dahi prematür doğan minik bebeklerin özellikle 1500 gram altında iseler yaşamaları birer mucizedir denebilir. Ülkemizde ve bölgemizde küvöz sayısının yeterli olmadığını da unutmayalım. Yoğun bakım servisleri hem çok pahalı hem çok emek isteyen bölümlerdir ve maalesef her zaman sonuçlar yüz güldürücü olmamaktadır. Uzun süre küvöz bakımı alan bebeklerde ileride körlüğe yol açabilen göz kusurları, işitme sorunları, zeka ve beden ile ilgili sakatlıklar gibi kalıcı sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Bu sağlık sorunları aile için maddi ve manevi bir yük olduğu kadar, toplum için de bir yük olmaktadır. Bu konuda toplumumuzda yeterli bilincin yeni yeni oluşacağını anlıyoruz. Bireylerin bilinci, bilgi birikimi arttıkça ve bilimsel kriterlere dayalı kaliteli sağlık hizmeti talebi oldukça hekimler çoğul gebelikleri önlemek için daha fazla çaba harcamaya zorlanacaktır. Başarının tanımı yeniden yapılacak ve infertilite tedavisinde başarı 'Eve tek sağlıklı bebek götürmek' olarak tüm toplum tarafından kabul görmeye başlayacaktır.


Tek embriyo transferinin uygulanması uygun olmayan durumlar var mı?
Gerçekten de tartışmalar embriyo gelişmesi iyi olmayan hastalarda ne yapmalı noktasında yoğunlaşıyor. Laboratuar ve klinik çalışmalar bu (kaliteli embriyo gelişimi olmayan) grubun tek embriyo politikasından zarar göreceğini göstermektedir. Bu grupta tek embriyo transferi ile başarı oranı belirgin olarak azalmaktadır. Bu hastalarda başarıyı arttırmak için de yeni yöntemler geliştiriliyor. Bu alanda Türkiye' nin sosyoekonomik koşullarında çalışmak zorunda olan biz tüp bebek uzmanlarının beklentisi sosyal sağlık güvencelerinin daha etkin bir şekilde ihtiyaç duyan çiftlerin faydalanmasına açılması, tedavilere daha fazla destek verilmesidir. Temennimiz yakın gelecekte bu politikaların sağduyu ile yeniden gözden geçirilmesi ve yeni düzenlemelerle özellikle tek embriyo transferine uygun olmayan hastalarda yeni önlemler alınmasıdır. O zamana kadar biz elimizden gelenin en iyisini yapmaya ve bilime inanmaya devam edeceğiz.


Tüp bebekte ikiz gebelikle doğal yollardan ikiz gebelik arasında riskler ve hamilelik süreci açısından farklılıklar oluyor mu?
Bu konuda Kuzey Avrupa'dan elde edilen çok geniş bir veriler var. Çok geniş kapsamlı çalışmalarla ispatlanmış ki tüp bebek ikizleri hatta tüp bebek tekizleri bile normal gebeliklere göre daha farklı seyrediyor. Bunun sebebini şöyle açıklıyoruz: Birincisi bu kişiler daha ileri yaşta anne adayları. Büyük olasılıkla infertilite nedeni olan durum, gebeliği de olumsuz etkiliyor. Ayrıca tüp bebek yoluyla kalınan gebeliklerde ikiz gebeliklerde daha erken doğmaya bir eğilim olduğu gözleniyor.
Günümüzde tabii ki tıp çok ilerledi. Bu sayede bu gebelikleri çok daha yakından takip ediyoruz. Her bebek çok kıymetli ama bu bebekler biraz daha titiz izleniyor. Tek gebeliklerde aslına bakarsanız anne yaşı 35'in üzerinde değilse 3. aydan sonra normal gebelikten hiçbir farkı olmadığını söyleyebilirim ama 35 yaş üzerinde durum çok değişiyor. Hem tekizlerde, hem de ikizlerde gebelik sürecinde bazı sağlık sorunları ile karşılaşma ihtimali 35 yaş üzerinde zaten artıyor. Tüp bebeklerde bu biraz daha belirgin olarak artıyor.

Dondurulmuş embriyo 5 yıl saklanabiliyor.


Dondurulma işlemi embriyolara bir zarar veriyor mu?
İyi programlar sayesinde farklı zamanlarda verilen tek bir taze embriyo ve tek bir dondurulmuş embriyo ile, iki embriyoyu aynı anda vermişçesine bir gebelik oranı elde edilebiliyor. Dondurulmuş embriyolar 5 yıl süre ile güvenle saklanabiliyorlar. Çözüldüklerinde normal doğal gebeliklerden hiçbir farkları olmadığını çok rahat söyleyebiliriz. Çünkü dondurulmuş embriyo transferi 1980'lerden beri uygulanagelen çok başarılı bir yöntem. Bu nedenle endişe edecek bir şey yok. Sağlıklı embriyolardan geriye kalanlar dondurulup tek embriyo transfer ediydikten sonra ola ki negatif sonuç alındı, iki ay sonra hemen transfer edilebiliyor. Herhangi bir enjeksiyon kullanılmıyor. Rahim duvarı doğal artamda kendini hazırlıyor ve bütün bunlar göze alındığında dondurulmuş embriyo transferinin daha başarılı olduğu durumlar bile var. Bu uygulamada gebe kalma oranının neredeyse taze embriyo transfaeri ile elde edilen gebeliklerle aynı olduğunu hemen hemen söyleyebiliriz.

 

Kaynak: Yeni Asır / 08.Haziran.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj(Op.Dr. Refik Keleş - Filiz İçke Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi doktorlarımızdan  Op. Dr. Refik Keleş'in Yeni Asır Röportajı
 
İlk 3 aya dikkat
 
İrenbe Tüp Bebek Merkezi ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi'nden Op. Dr. Ahmet Refik Keleş, tüp bebek yöntemiyle hamile kalan anne adaylarının gebeliğin özellikle ilk 3 ayında daha dikkatli izlenmesi gerektiğini söylüyor

Tüp bebeğe başvuran anne adayının gebeliği, ilerleyen yaşla birlikte yaşanabilecek sorunları da gündeme getiriyor. Anneden veya bebekten kaynaklanabilen bu sorunlar ciddi boyutlara ulaşabildiği için takipler büyük bir titizlikle yapılıyor. Op. Dr. Ahmet Refik Keleş, tüp bebek gebeliği ve riskli gebelikler hakkındaki sorularımızı yanıtlıyor.

Yüksek riskli gebeliklerin görülme sıklığı nedir?
Her 5 gebelikten biri yüksek riskli gebeliktir. Ancak tüp bebek merkezi gibi referans merkezlerinde bu oran her iki gebelikten birine dek yükselebiliyor.

Bir gebelik neden riskli olabilir?
Anne adayının kronik bir sağlık sorunu olması, önceki gebelikte riskli gebelik oluşturacak bir tıbbi sorun yaşamış olması, gebelik kaybı öyküsünün bulunması önemlidir.
Ayrıca;
* 35 yaş üzerinde kromozomal anomalili bebek ihtimali artar.
* 17 yaş altında bebekte gelişme geriliği olabilir.
* İkiz veya üçüz gebelikte erken doğum ve benzeri çoğul gebelik sorunları ile karşılaşma riski yükselir.
* Şeker, guatr, yüksek tansiyon, kalp rahatsızlıkları, kansızlık veya pıhtılaşma sorunları varsa risk artar.
-Tüp bebek yöntemi ile sağlanan gebelikleri riskli gebelik olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Gebeliğin özellikle ilk 3 ayında evet. Ancak tüp bebek yöntemine bağlı olan ve olmayan riskler var. Genellikle daha ileri yaşlarda sağlanan bu gebeliklerde yaşa ve kişinin eşlik eden genel sağlık sorunlarına bağlı risk artışı daha sık karşımıza çıkıyor. Tüp bebek tedavi programına giren kadınlarda guatr, insülin direnci ve pıhtılaşma sorunları gibi sağlık problemlerinin görülme olasılığı artıyor. Ayrıca kromozom anomalilerine de daha sık rastlanıyor. Genel toplumda kromozom anormalliklerine yüzde 2-3 oranında rastlanırken, tüp bebeğe başvuran çiftlerde bu oran yüzde 5-6 olarak tespit ediliyor. Yani zaten artmış bir risk söz konusu. Bu nedenle gebelik öncesi genetik danışmanlık ve gebelik sırasında genetik bozukluk olasılığına karşı daha dikkatli oluyoruz.

İlk 3 ay neden farklı?
Embriyo transferi işleminden 12 gün sonra gebelik testi yapılıyor. Bu bekleme sürecinde embriyoların tutunmasını sağlamak için bazı destek tedavileri kullanılıyor. Bu ilaçların bebeğin plasentası oluşana dek bir miktar devam edilmesi gerekiyor. Ancak destek ilaçlara rağmen bu yöntemle sağlanan gebeliklerde erken gebelik kayıpları riski genel toplumdan biraz fazla.

ÜST ÜSTE İKİ DÜŞÜK

Düşük de risk kapsamında mı değerlendiriliyor?
Eğer anne tek düşük yapmış ise yüksek riskli gebelik kapsamına alınmaz. Ancak üst üste iki veya üç düşük yapmış bir kadına doktoru ileri sağlık taramalarını yapmalıdır.

Düşükten korunulabilir mi?
Düşük tehdidi tablosu çok erken gebelikte ortaya çıkıyorsa rahim içindeki bebekte ağır bir anormallik olasılığı yüzde 65'lere kadar çıkar. Dolayısıyla gebeliğin düşükle sonuçlanması 'sağlıksız olanın doğal yolla elenmesi mekanizması' olabilir. Ancak eşlik eden sağlık sorunlarının tedavi edilmesi ile sağlıklı bebeğin düşükle kaybedilmesi önlenebilir.

Çoğul gebeliklere nasıl bakıyorsunuz?
Riskli gebelik kategorilerinin ilk sıralarında yer alan çoğul gebeliklerde bebek sayısı arttıkça gebelik süreci kısalmakta ve daha erken doğum olmaktadır. Kuvöz bakımı her zaman başarı öyküleri ile değil bebekte kalıcı sağlık sorunları ile sonuçlanabilmektedir.

Riskli gebeliğin belirtileri var mı? Anne adayı bunu anlayabilir mi?
Anne adaylarının saptayabileceği bazı risk faktörleri vardır. Özellikle erken uyarı sistemlerine dikkat: Kanama, ağrı ve ateş! İlk 3 ayda bu 3 durum bebek için tehlikeli olabilir. Düşük riski ilk 8 haftada daha fazladır. Ancak vajinal kanama gebeliğin her döneminde acil bir sorundur. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde de aynı belirtilere dikkat edilmesi gerekir. Ayrıca ellerde, ayaklarda ve yüzde şişme (ödem), 20. haftadan sonra haftada 400-500 gram veya ayda 2 kg. üstünde kilo alınması; kan basıncının 14/9 veya üstünde olması, gözlerde sinek uçuşması veya görme bulanıklığı gibi belirtiler veya bebeğin daha az oynaması riskli gebeliğe ait ipuçlarıdır. Ayrıca vajinal akıntıların artması, kasık ağrısı, su gelmesi, baş ağrıları, şiddetli bulantı, ağrılı ve sık idrar diğer önemli sağlık sorunlara işaret edebilir. Bu tür durumlarda gebelerin derhal doktoruna haber vermesi gerekir.

Ultrason, riskli gebeliklerin anlaşılmasına yardımcı oluyor mu?
Erken dönemde gebelik kesesinin rahmin için olduğu, çoğul gebelik mi, çift yumurta ikizi mi gibi kritik soruların cevabını ultrason muayenesi ile veriyoruz. Yüksek riskli gebelik ise üç-dört haftada bir yapılacak ultrason ile bebeğin büyümesi izlenir ve olası yapı anormallikleri saptanmaya çalışılır.
Bunun dışında gebeliğin 11-14. haftası arasında ikili test ve 'ense kalınlığı' ölçülerek down sendromlu bebek riski saptanır. 16-18 haftalarda anne kanında yapılacak 'AFP ölçümü veya üçlü/dörtlü tarama testi'yle yine kromozomal anomali ve 'nöral tüp defekti' saptanabilir. Ultrason ile anormallik taşıyan bebeklerin büyük çoğunluğu saptanabilir.

Gebelik riskliyse neler yapılıyor?
Kromozom anomalileri açısından risk varsa bebeğin eşinden (plasenta) biopsi veya içinde yüzdüğü sıvıdan (amniosentez) örnek almak suretiyle kesin tanı konabilir. Gebelik şekeri, preeklampsi gibi sağlık sorunları için beslenme programları, gereğinde ilaç tedavisi ve anne adayının izlemi yapılmalıdır. Düşük riski ve erken doğum riski varlığında istirahat ve ilaç tedavileri ile oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

Testlerin yanılma payı yok mu?
Elbette var. Örneğin ultrason ile anormalllikleri saptama oranı ultrasonu yapan kişinin tecrübesi ve bilgi birikimiyle ve cihazın teknik olanakları ile yakından ilişkili. Ayrıca büyük sakatlıkların yakalanma olasılığı fazla iken ufak anormalliklerin (örneğin parmak anomalisi veya yarık dudak) atlanması ihtimali daha fazladır. Yanılma payı yüzde 5-20 arasında değişir. İkili test ve ilk 3 ay ultrason taraması şu an için en yüksek tespit oranlarına sahip olmakla birlikte anomali riski hiçbir zaman sıfır düzeyine indirilememektedir. Gebeliğin değişen dönemlerinde taramalara devam edilmesi bu anlamda önem kazanıyor.

Riskli gebelikte tedavi söz konusu mu?
Anne adayının sağlık sorunlarına bağlı riskli gebeliklerde iyi klinik yönetim ile gebelik daha sağlıklı geçirilebilir. Ancak yaşamla bağdaşmayan veya yaşamı sırasında çok ağır sorunlara neden olabilecek anormallik taşıyan gebeliklerde tedavi söz konusu değildir. Gebelik sonlandırılmalıdır.
-Daha önce riskli gebelik geçiren bir kadının bunu tekrar yaşama olasılığı yüksek midir?
Evet yüksektir. Örneğin anne daha önce down sendromlu bir bebek doğurmuş ise yaşına bağımlı olmaksızın tekrar aynı sorunlu bebek doğurma olasılığı artar. Anne diyabet hastası ise her gebelik risklidir veya annede kan uyuşmazlığı varsa bu problemin bir sonraki gebelikte tekrarlama riski yüksektir. Annede tansiyon yüksekliği ve böbrek yetmezliği varsa yine bu her gebelik için risk oluşturur.

Gebelik öncesi riskler anlaşılabilir mi?
Tüp bebek gebelikleri aslında bu açıdan şanslı diyebilirim. Gebelik öncesi anne adayının tam bir sağlık taraması bu kişilerde yapılıyor. Aslında gebelik öncesi danışmanlık herkes için çok önemlidir. Aile hekiminizin de yapabileceği kan grubu, kan sayımı, guatr, şeker, bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklık ve tam idrar tahlilleri yol gösterici olacaktır.

Folik asit önemini koruyor mu?
Folik asit, suda çözünen bir B vitamini türüdür. Türk mutfağında aslında folik asitten zengin birçok besin var. Örneğin ıspanak, marul, limon, kavun, dana eti, portakal ve domates gibi besinlerde bolca folik asit bulunuyor. Ancak besinlerden alınan miktar yeterli olmayabileceğinden mutlaka aşırı olmayan dozlarda ek folik asit alınmasını öneriyoruz. Toplumumuz için B 12 ve demir eksikliği de dikkatli olunması gereken sorunlar.

 

Kaynak: Yeni Asır / 29.Ocak.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Doç Dr. Ahmet Zeki Işık - Filiz İçke Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi doktorlarımızdan  Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık'ın Yeni Asır Röportajı
 
 Gerçek başarı, çiftin tedaviye inanmasıdır

Doçent Doktor Ahmet Zeki Işık, "Tüp bebek tedavisinde başarı; olumsuz bir sonuç almış bir hastanın bile teşekkür edip, sizi bir arkadaşına tavsiye edebilmesidir" diyor

Bebek sahibi olmak için tedavi gören her çift çok iyi bilir ki çıkılan yol zor ve çetindir. Bu yolda çiftlere eşlik eden yol arkadaşları; doktorlar, hemşireler, laboratuvar çalışanları bazen bebek müjdesiyle gelen sevincin, bazen de "Bu sefer de olmadı" cümlesi ile ifade edilen üzüntünün paydaşı olur. Tüm bu süreçte insan faktörü kadar önemli olan bir başka konuya, "kalite"ye dikkat çeken bir uzman bugünkü konuğumuz. İrenbe Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum, İnfertilite ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık'ın, kalitenin tüp bebek uygulamalarındaki rolünü anlatırken kullandığı cümleler, tüp bebek merkezleri ile ilgili kafanızdaki birçok soruya da cevap olacak.

Tüp bebek uygulamalarında kalite kavramının yeri ve önemi nedir?
Kalite hayatımızın her alanında var aslında ama tüp bebek merkezlerinin karmaşık, kompleks organizasyonlar olduğunu düşünürsek bu merkezlerde Kalite Yönetim Sistemi uygulamalarının kaçınılmaz olduğu anlaşılacaktır.
Doktorlar, hemşireler, bilim adamları, laboratuvar ve ameliyathane çalışanları, yöneticiler, danışmanlık hizmetleri, pazarlama birimi.. Aslında mini bir hastaneden bahsediyoruz burada. Dolayısıyla zincirin halkalarından birinde oluşabilecek bir bozukluk, ciddi zaafiyet ve hatalara yol açabilir.
Kalitenin en önemli unsurlarından biri; "Ne yaptığını söyle, söylediğini yap" kuralıdır. Dolayısıyla ne yapıyorsanız bunu karşınızdaki kişiye/hastaya anlatın ve söylediklerinizi de yapın diyoruz. Personelin yetki, görev ve sorumluluklarını tanımlamak, ve onların mutlu bir ortamda çalışmasını sağlamak da kalite yönetiminin vazgeçilmezlerinden biri. "Daha iyisini nasıl yapabiliriz?" sorusu, kalitenin bir başka unsuru. Kalite belli belirsiz bir hayal veya bir kavram değildir. Ölçemediğiniz hiçbir şeyde kalite arayamazsınız. Örneğin bir merkezin hasta memnuniyet kalitesi. Ölçemiyorsanız kalite vardır ya da yoktur deme şansınız yok. Bu ölçümün anket ve benzeri yöntemler kullanılarak, mümkünse bağımsız bir kuruluş tarafından yapılması, sonuçlarının da mutlaka değerlendirilmesi ve tespit edilen eksikliklerin giderilmesi gerekir.

Tüp bebek konusunda çiftleri en çok korkutan şey, sperm ve yumurta örneklerinin karıştırılması olasılığı. Kalite uygulamaları buna çözüm müdür?
Bu konuyu birkaç başlık altında değerlendirmek gerekir. Karıştırmamaya çabalamak ayrı şey, hiçbir şekilde karıştırılmamasını sağlamak ayrı şey. Ya da izinle karıştırmak, bilinçsizce karıştırmak, kötü niyetle karıştırmak ayrı bir şey. Türkiye'de üçüncü kişilerin herhangi bir şekilde üreme sürecine dahil olması mümkün değil. Yasalar bunu gerektiriyor. Böyle bir şey yaptığınız takdirde kişisel sertifikanızın elinizden alınması ve merkezin kapanması söz konusu. Türkiye'de buna tevessül edecek doktorun da, organizasyonun da ciddi şekilde yoldan çıkmış olması lazım. Çünkü pek çok kişinin dahil olduğu bir süreç bu. Laboratuvar, hemşireler, hasta kabul birimi, doktorlar... Birçok çalışan bu kişilerle birebir karşılaşıyor, bu kişilerin kim olduklarını biliyor, numuneleri nerede ne zaman verdiklerini biliyor. Bütün numuneler önceden isim yazılmış, barkodlanmış kaplara konuluyor. İşlemler sırasında bu işlemin kime yapıldığı birkaç kez yüksek sesle doğrulanıyor. Bu kurallara riayet ettiğiniz sürece hata olmayacaktır.
Daha birçok kural var. Örneğin aynı anda çalışma tezgahları üzerinde birden fazla kişinin numuneleri bulundurulmaz. Bütün malzemeler tek kullanımlıktır.

Dünyada sperm veya yumurta örneklerinin karışması ile ilgili bir vaka var mı?
Hollanda'da gazetelere de yansıdı. 1990'ların sonlarında tedavi gören beyaz bir çiftin ikizlerinden biri zenci oldu. Zaten 2004 yılından bu yana yayınlanan direktiflerle de bu hataların olmaması için ne tip önlemler alınması gerektiği konusunda akış şemaları yapıldı.

Türkiye'de böyle bir vaka yaşandı mı?
Türkiye'de ilk tüp bebek 1988'de dünyaya geldi. Bu sürecin 17 yılında bizatihi bu işte çalışan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki böyle bir vaka ne bizim kulağımıza geldi, ne de bilimsel toplantılarda, medyada konuşuldu. Tabii ki yılda 40-50 bin tüp bebek yapılıyor. 15 senede yarım milyona yakın tüp bebek demek. "Milyonda bir hata"ya yaklaşıyoruz diyebiliriz (Gülüyor). Böyle bir vaka Türkiye'de yaşanmadı ve dikkat edildiği takdirde de yaşanmayacaktır.

Kalite yönetiminin etkin bir şekilde hayata geçirildiği bir merkez hastaya ne kazandırır?
Her şeyden önce aidiyet hissi kazandırır. Hasta kendisi ile ilgilenildiğini ve kendisine önem verildiğini hisseder. Tüp bebek uygulamalarında başarı ya da ürün, bebeği kucağa vermek değildir. Çünkü elinizde olmayan, yüzde yüz garanti veremediğiniz bir ürünü sunamazsınız. Burada ürün; hastanın çocuk sahibi olmakta zorlandığı bu süreçte gerçekten profesyonel yardım aldığına kanaat getirip, ailesini oluşturmaya çalışırken güncel tedavi olanaklarından hakkıyla yararlandığını hissetmesidir. Başarı budur.

Başarı gibi görünen başarısızlıklar da var mı?
Başarı; hastanın olumsuz sonuç almasına rağmen ruh ve sinir sistemi yıpranmadan, fiziksel olarak zarar görmeden, aile bütünlüğü bozulmadan tedaviyi tamamlamasıdır. Öyle sonuçlar olabilir ki siz gebeliği sağlarsınız ama hasta size lanet okuyarak ayrılır. Bu başarı değildir. Çoğul gebeliklerle övünmek başarı değildir. Hastayı zedelediyseniz, fiziksel olarak zarar verdiyseniz, ruhsal olarak örselediyseniz, hasta depresyonda ise, ikiz-üçüz çocuğun sorumluluğunu alamayacak durumda ve birçok komplikasyona sahip durumda ise siz başarmış değil, sadece hastaya zarar vermiş olursunuz.

Böyle bir tedaviye ihtiyacım var ama merkez seçiminde nasel davranmam gerektiğini bilmiyorum diyenlere ne önerirsiniz?
En basitten en karmaşık olana gidelim. Sağlık Bakanlığı'nın sitesine girdiğinizde tedavinizi üstlenecek doktorun tüp bebek sertifikası olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. Aynı zamanda internette çeşitli sitelerden doktorun özgeçmişi, kaç yıldır bu konuyla uğraştığı, hastaların yorumlarına ulaşabilir daha detaylı bilgilere sahip olabilirsiniz. Kurum kimliğine bakabilirsiniz. Büyük güvenilir kurumlar iyi doktorlarla çalışır diyebilirsiniz ki bu şanlış olmaz. Kurumu tanımıyorsunuz ancak doktoru tanıyorsunuz Yetkin bir doktor iyi bir kurumla çalışıyordur demek de doğru bir yaklaşımdır.
 
Diyelim üç değişik merkez veya doktor ismi belirledik. Hepsi ile tek tek görüşmek yarar sağlar mı?
Buna ayırabileceğiniz zaman, sabır ve gücünüz varsa en iyilerinden biri ama tek başına bu da yeterli değil. Diyelim ki çok lüks bir muayenehanede adı marka olmuş bir hocamızla konuşabilirsiniz ama arkasından inanılmaz kötü bir hizmet alabilirsiniz.
Uygulamayı farklı bir merkezde yapacağım diyorsa o merkezle hocanın iletişimi nedir, oradaki uygulayıcılar kimlerdir gibi konuları da araştırmanız gerekir. Bu işi bir restoran gibi düşünürseniz, bu işin mutfağı laboratuvar, aşçı başı da laboratuvar sorumlusudur.

 

Kaynak: Yeni Asır / 27.Ocak.2010

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Op.Dr. Dilek Aslan - Filiz İçke Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi Doktorlarımızdan Op. Dr. Dilek Aslan'ın Yeni Asır Röportajı
 
 
VAZGEÇMEYİN 
 
İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Doktor Dilek Aslan, çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin tüp bebek uygulamasında ilk deneme başarısız olsa bile vazgeçememelerini ve tekrar denemelerini tavsiye ediyor

Tüp bebek uygulamaları, bebek sahibi olmak isteyip de bunu doğal yollardan gerçekleştiremeyen birçok çift için umut kaynağı olmaya devam ediyor. Konu hakkında merak edilenleri İrenbe Tüp Bebek Merkezi Tüp Bebek Ünitesi Direktörü Dr. Dilek Aslan'a sorduk.

Tüp Bebek uygulamalarında başarı oranı nedir?
Genel olarak şu anda bütün yaş grupları için başarı oranı yüzde 45, ve ''eve tek sağlıklı bebek götürme'' oranı yüzde 30 civarındadır. Ama daha az veya daha fazla başarı beklentimiz olan çiftler de bulunmaktadır. Mesela 30 yaş altı gruplarda tüp bebek uygulaması erkek faktörü, yani sperm sayı bozukluğu nedeniyle yapılıyorsa başarı şansı yüzde 60'a kadar çıkabilmektedir. Ama 40 yaşından sonra başarı şansımız belirgin olarak azalmaktadır. Yaş bu noktada temel belirleyici faktörlerden birisidir. Bu nedenle çiftlerin tedavi basamaklarında fazla vakit kaybetmeden bir an önce bu konuda uzman bir hekime ve merkeze başvurması büyük önem taşımaktadır. Yaş dışında diğer belirleyiciler sağlıklı bir rahim yapısı olması ve yumurta ve sperm kalitesidir.

Tüp Bebek uygulaması kaç defa denenebilir?
Eğer sağlıklı yumurta ve sperm varsa ve maddi manevi durumunuz müsaitse herhangi bir kısıtlama olmadan defalarca deneyebilirsiniz. Birçok iyi tüp bebek kliniği deneme sayısını kısıtlamamaktadır. Yaş temel engeldir ve 45 yaş üzerinde tüp bebek uygulamasını önermiyoruz. Tüp bebek yönteminde gebelik beklentisi birçok çiftte 3 deneme sonunda %70-80' e dek çıkabilmektedir. Birikimsel şans kavramını bu noktada açıklamalıyız. Yani birikimsel olarak bir ayda mesela gebeliği yakalama şansınız yüzde 30 ise ikinci ayında yüzde 40, üçüncü ayda yüzde 50'dir. Bu nedenle çiftler vazgeçmeden en az üç kez denemeliler.

Erken menopoza girmiş bir kadının çocuk sahibi olma şansı var mı?
Menopoz hazırlığındaki yumurtalıklar bazı ilaç tedavileriyle sağlıklı yumurta üretimine teşvik edilebilir ve bir ya da iki yumurtayla tüp bebek denemek mümkün olabilir. Doğal tüp bebek yöntemi de bu kişilerde oldukça pratik bir seçenektir. İlaçsız yumurta takibi ile tüp bebek %10 gebelik şansı sunabilmektedir. Ancak yumurtalık hiç yumurta üretemeyecek durumdaysa o zaman maalesef bu çiftler için yapılacak tek şey yumurta transferi.

Yumurta transferinde bir başkasının yumurtası mı kullanılıyor?
Ülkemizde uygulanmayan yumurta transferinde başkasının yumurtası ile eşin spermi alınıp birleştiriliyor.

Tüp bebek yönteminde gebelik doğal gebelikten farklı mıdır? Daha sağlıklı diyebilir miyiz?
İlk 3 ay dışında herhangi bir farklılık olmadığını söyleyebilirim. İlk aylarda tüp bebek gebelikleri biraz daha titiz ve destek tedavileri ile yakından izlenmektedir.
Bebeklerin daha sağlıklı olduğu inancı da aslında sadece bir inanıştır ve yanlış algılanmaktadır. Bazı genetik hastalıklar için haklısınız. Örneğin bir Akdeniz anemisi (talasemi) taşıyıcısı çift, çocuklarının hasta olmaması için tüp bebek yöntemiyle gebeliğe daha sağlıklı bir şekilde ulaşabilir. Ancak bunun dışında bilinen bir genetik hastalık yoksa normal yollarla gebe kalınmalı.

Sigaranın tüp bebeğe etkisi nedir?
Araştırmalar, sigara içen çiftlerde gebeliğe ulaşmak için gereken tedavi sayısının en az iki kat fazla olduğunu ortaya koyuyor. Sigara içen kadınların tüp bebek tedavisi sırasında daha az sayıda yumurta alınabildiğini, yumurta kalitesinin bozulduğunu ve embriyonun rahim duvarına tutunma şansının daha az olduğu biliniyor. Doğurganlık üzerindeki olumsuz etkileri de sigara sayısı arttıkça giderek artıyor. Sigara içimi baba olmak isteyen erkeklere de zararlı. Sigara erkeklerde bir yandan sperm yapısı, sayısı ve hareketliliğinde zararlı etkiler yaparken diğer yandan iktidarsızlık riskini artırıyor. Hiç olmazsa en az 2 ay önceden bırakılmalı.

Tüp Bebek Tedavisi öncesi hazırlık gerekli midir?
Tüp bebek tedavisine girmek üzere olan çiftlerde soruna yönelik testlerin ve hazırlığın yanı sıra, genel sağlık koşullarının da iyileştirilmesi çok önemlidir. Daha önceki testlerin dikkatle incelenmesi, gözden kaçan olası sağlık sorunlarının çözülmesini sağlayabilir. Bazen küçük bir ayrıntının tüm tedavi başarısını etkilediğine tanık olabiliriz.
Gizli guatr, gizli şeker, rahim duvarı sorunları, pıhtılaşma sorunları veya günlük alışkanlıklardaki sıra dışı özellikler aslında çok etkili olabilmektedir. Kötü beslenmenin, düzensiz uykunun ve aşırı egzersizin olumsuz etkisini hatırlatmak isterim. Tedavi başarısını arttırmanın en önemli adımı AYRINTICILIK' tır. Fark detaylarda gizlidir. Dikkatli bir ön hazırlık ise en zor vakalarda başarıyı getirebilir.

Kimler riskli kategoridedir?
Tekrarlayan tedavi dönemlerinde negatif sonuç almış kişilerde de ilk kez tedaviye başlayacak çiftlerde de öncelikle tüm olası riskler düşünülmelidir. Bizim için her sperm, her yumurta ve her embriyo çok değerlidir. En sağlıklı koşullarda elde edilmeli ve korunmalıdırlar.

Tüp bebek tedavisi için uygulanan ilaçlar kişiler arasında farklılık gösteriyor mu?
Tıp biliminde hastalık yoktur hasta vardır. Bu prensip tüp bebek için de geçerlidir. Her çiftin tedavide ihtiyaçları değişkendir. Kullanılacak ilacın cinsi, dozu, uygulama şekli, zamanı, yumurta toplama zamanı ve embriyo transfer zamanı kişiseldir.

Amaç pozitif gebelik testi değil eve sağlıklı bir bebek götürebilmek.

Ya ikiz, üçüz, hatta dördüz gebelikler? Çiftler bu konuda bir korku yaşıyor mu?
Tüp bebek yönteminde gerçek başarı ''Eve tek sağlıklı bebek götürmek''tir. Embriyoların kalitesine ve çiftin yaşına göre transfer sayısının belirliyoruz. Tek bir embriyo transfer edildiğinde yüzde 10 gibi bir şansımız var. H35 yaş üzerinde 2 veya 3 embriyo ile gebelik şansı artıyor. Neyse ki çoğul gebelik oranları giderek azalıyor. Tutunma olasılığı en yüksek olan embriyoyu seçmek çok önemli. Günümüzde sağlanan gebeliklerin çoğunluğu tek daha az oranda ikiz gebeliklerdir. Üçüz gebelik nadir bir durumdur. Sevindirici olarak tüp bebek yöntemi ile günümüzde dördüz gebelik oluşmamaktadır. Tüp Bebek tedavisini hedefi sağlıklı bireyler kazanmaktır. Pozitif gebelik testi değil annesinin kucağında sağlıklı gülücükler saçan bir bebek temel amaçtır

 

Kaynak: Yeni Asır / 26.Ocak.2010

« Tüm Röportajlar

Maceracı embriyolar (Op.Dr. Dilek Aslan-Erkan Doğan Yeni Asır)

İrenbe Tüp Bebek Merkezi Doktorlarımızdan Op. Dr. Dilek Aslan'ın Yeni Asır Röportajı

 

DOKTORLAR HAYATINI HİÇE SAYARAK YANGINDAN KURTARDI
Maceracı embriyolar

İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nde çıkan yangında anne rahmine düşmeden alevler kurtarıldılar. Nakil başarılı oldu, şimdi sonuç bekleniyor

 

 


Ragıp Sümer ile 9 yıllık evli olan Serpil Sümer'e en büyük desteği Dr. Dilek Aslan, Embriyolog Füsun Karaaslan, hemşireler İpek Öntürkler ile Gözde Çakar veriyor

İzmir'in Alsancak Semti'ndeki İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nde geçen cumartesi günü çıkan yangında, çalışanların hayatlarını hiçe sayarak kurtardıkları iki embriyo ve iki yumurta, henüz anne rahmine düşmeden macera dolu dakikalar yaşadı.
İki emriyo önceki gün Smyrna Art Tüp Bebek Merkezi'nde anne adaylarına başarıyla nakledildi.

Hayat öncesi...
Cumartesi günü jeneratörün aşırı ısınması sonucu başlayan yangında, kısa sürede tüm katları duman kapladı. Soğukkanlı davranan doktor ve hemşireler, 4. katta yatan 20 hastayı bina dışına taşıdı.
Bu sırada merkezde görevli Kadın ve Doğum Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Deniz Aslan ve embriyolog Füsun Karaaslan, dumanlar içerisinde hayatlarını hiçe sayarak yumurtayla spermin döllenmesiyle oluşan iki embiryo ve iki yumurtanın özel koşullarda saklandığı 'inkübatör' isimli cihazı buldu.
37 derece sıcaklıkta, yüzde 5 korbondioksit, yüzde 5 oksijenin bulunduğu cihazda yer alan iki embriyo ve iki yumurtayı alıp aynı koşulları yarım saat sağlayabilen küçük inkübatöre koydu. Aslan ve Karaaslan'ın dışarı çıkmak, embriyo ve yumurtaları başka bir tüp bebek merkezine zamanında yetiştirmek için önlerinde sadece 30 dakikaları vardı.

Zamanla yarıştılar
İki uzman embriyo ve yumurtaları Bayraklı'daki Smyrna Art Tüp Bebek Merkezi'ne götürmek üzere yola çıktı. Küçük canlıların yaşamaları için sadece 15 dakikaları kalmıştı. Bayraklı'daki merkeze zamanında yetişen iki kadın uzman, burada görevli doktor ve hemşirelerin yardımıyla embriyo ve yumurtaları büyük 'inkübatör' cihazına yerleştirdi.
Embriyoların sahibi iki çift yangın haberini alınca büyük korku yaşadı. 9 yıllık evli 26 yaşındaki Serpil ve Ragıp Sümer çifti sağlık personelinin özverileri sayesinde yaşatıldığını duyarak, büyük mutluluk yaşadı. Önceki gün çiftin doktoru Opr. Dr. Dilek Aslan, Bayraklı'daki merkezde, yangından son anda kurtarılan çiftin embriyosunu anne adayı Serpil Sümer'in rahmine nakletti. Sümer'in 12 gün sonra anne adayının hamile kalıp kalmadığını anlaşılacak.
Sümer çifti, "Yangın çıkınca çok korktuk. Ama doktorlarımız büyük bir özveri gösterdi. Maceralı bir olaydan sonra inşallah 9 yıllık özlemimiz olan yavrumuza kavuşuruz" dedi. Bu arada diğer embriyo da yine Bayraklı'daki merkezde anne adayına nakledildi. Yumurtalar da gerekli işlemlerden geçirilerek embriyo haline getirildi.

"İlk defa başıma geldi"
Kadın ve Doğum Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Dilek Aslan, ilk defa yangından emrbiyo ve yumurta kurtardığını ifade ederek, "Embriyo ve yumurtaların mutlaka bir tüp bebek merkezinde götürülmesi gerekiyordu. Bunu canımız pahasına başardık" dedi.

"Önce insan hayatı gelir"
Smirna Art Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi'nde görevli Embriyolog Handan Şendağ ise, insan hayatının her şeyden önemli olduğunu belirterek, "Embriyo ve yumurtalar bize zamanında getirildi. Her iki merkezin ekipleri olarak onların yaşatılması için elimizden geleni yaptık. Ailelere ve diğer tüp bebek merkezlerine, her zaman her türlü yardımı yapmaya hazırız. Bizim için önce insan hayatı önemli" diye konuştu.

 

Kaynak: Yeni Asır / 12.Ağustos.2006

« Tüm Röportajlar

İrenbe Röportaj (Prof. Dr. Nurettin Demir - Filiz İçke Yeni Asır)

 

Adım adım tüp bebek

 

KISIRLIĞI KADER DEĞİL, SORUNA GERÇEKÇİ YAKLAŞIN, HAREKETE GEÇİN
Vakit kaybetmeyin

Prof. Dr. Nurettin Demir, kadın ya da erkeğe kısırlık tanısı konulduktan sonra fazla zaman geçirmeden tüp bebek tedavisine başlanması gerektiğini söyledi

 

Başlarken....
Ülkemizde her 15 çiftten birinin korkulu rüyası haline gelen kısırlık (infertilite) erkek ya da kadına bağlı birçok nedenden kaynaklanabiliyor. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin büyük çoğunluğu, çeşitli tedavi yöntemleriyle bu arzularına kavuşabiliyor. Bu yöntemlerin içinde en popüler olanı tüp bebek uygulamaları. Bu yazı dizisinde tüp bebek yönteminin tüm yönleri hakkında adım adım bilgilenecek, merak ettiğiniz soruların yanıtlarını bulacaksınız. Toplam dört gün sürecek yazı dizimiz boyunca, 1988'den beri başarılı çalışmalara imza atan ve Türkiye'nin ilk resmi tüp bebek merkezine sahip Ege Üniversitesi ile, 1997 yılında kurulan ve bugüne kadar binin üzerinde çifti bu yöntemle sağlıklı bebeklere kavuşturan Ege'nin ilk özel tüp bebek merkezi İrenbe'nin değerli doktorları sorularımıza yanıt verecek.

Doğal yollardan çocuk sahibi olamayan anne babaların umudu "tüp bebek yöntemi" ile ilgili sorularımıza yanıt veren İrenbe Tüp Bebek Merkezi doktorlarından Prof. Dr. Nurettin Demir, çiftlerden birine kısırlık tanısı konulduysa vakit kaybetmeden tedaviye başlanması gerektiğini vurguladı. Demir'in dikkat çektiği konulardan biri de vatandaşların tüp bebek yöntemi konusunda yeterince bilinçli olmaması... İşte Prof. Dr. Nurettin Demir'in yöntemle ilgili sorularımıza yanıtları:


Tüp bebek yöntemine başvurmak için ideal zaman aralığı nedir?
Tüp bebek için ideal zaman diye bir şey yok. İdeal zaman, kadının doğurganlık çağının herhangi bir döneminde olabilir. Peki bunun kriterlerinin ne olması gerekiyor? Eğer bir insan evlendikten sonra sağlıklı bir cinsel ilişki yaşadı ve bir yıl sürdü ve bir yıl sonra gebelik oluşmamışsa çiftin vakit kaybetmeden bir doktora başvurması gerekiyor.

ÜÇ TEMEL ŞART
Bu durumda hangi uzmanlara gidilmeli?

Tabii ki bir kadın doğum uzmanına ve üroloji uzmanına. Hem kadının hem de erkeğin bir takım tetkiklerden geçmesi gerekiyor. Doktor bakacak, inceleyecek; çocuk neden olmuyor. Çünkü bir çocuğun olabilmesi için üç temel şart var. Birincisi yumurta. Kadından gelen sağlıklı bir yumurta olması lazım. İkincisi erkekten gelecek sağlıklı bir tohum (sperm). Yumurta ve spermin buluşması için de sağlıklı bir kanal olması gerekiyor. Tüplerin, kanalların sağlıklı olması lazım ki spermle yumurta buluşabilsin. Buluşmaları da yetmiyor, birbirlerini döllemeleri gerekiyor. Döllenen yumurtanın da rahim içine girip yerleşmesi gerekiyor. Eğer bu aşamalardan birinde bir eksiklik, bir sorun varsa infertilite, yani kısırlık testleriyle ortaya çıkacak. Eğer kalıcı bir sorun varsa vakit kaybetmeden tüp bebek için başvurulması gerekiyor.

YAŞ FAKTÖRÜ
Vakit kaybetmemek neden bu kadar önemli?

Mesela azospermi diyoruz. Erkeğin hiç spermi yok veya standartların çok altında. Bu hastayı oyalamamak lazım. Çünkü oyaladığın zaman, şansı giderek azalıyor. Kişi 20 yaşında da olsa azospermikse ve bir yıllık evliyse hiç oyalamadan bir tüp bebek tedavisine başlamak lazım. Ya da bir ameliyat geçirmiş kadın 23 yaşında dış gebelikten tüpleri tıkanmış. Üç koşuldan biri düşmüş. Düşünce bir yumurta bir de sperm var diyelim. Ama sonuç alamıyorlar; kanallar tıkanmış. Bu hastanın beklemesine gerek var mı? Hemen bir tüp bebek merkezine gitmesi lazım. Dolayısıyla hizmeti veren kadın doğumcular, ürologlar veya hekimler ile hizmeti alan hastalar bu konuda bilinçlenmeli. Bilinçli ve vakit kaybetmeden hareket edildiğinde tüp bebekte başarı şansı artıyor.


Peki yaş faktörü ne derece etkili oluyor tüp bebek uygulamalarında?
37.5 sonrası kadın için kritik bir yaş. Çünkü kadının erken yaşta gebe kalma şansı daha fazla. Yaş bence hem kısırlık tedavisinde hem tüp bebekte en önemli şans faktörü. Tabii tüp bebeğe hasta kendisi yönelmiyor. Daha çok hekimler yönlendiriyor. Bunu için hekimlerin bu konuda ben illa o hastayı 3 kere 5 kere 10 kere illa tedavi edeyim diye ısrar etmemesi gerekiyor. Her iki eş infertilite tedavisine birlikte başlamalı, sorun ortaya konduktan sonra klasik tedavi en geç üç sene takviye edilmeli. Diyelim ki çiftimiz 25 yaşında evlendi. Bir sene bekledi: yaş oldu 26. Üç sene de klasik tedavi ile uğraştı diyelim; yaş etti 29. Hiç olmazsa 29 yaşında tüp bebek tedavisine başlanmalı.


Çifte kısırlık tanısı konduktan sonra en geç üç yıl içinde tüp bebek tedavisine başlanmalı diyorsunuz yani?
Bildiğiniz klasik kısırlık tedavi yöntemleri ile en fazla üç yıl uğraşılmalı. O da eğer çift bu konuda ısrarlıysa. Bu süre, sağlıklı bir cinsel birlikteliğin yaşandığı evliliğin ilk bir yılı ile birlikte toplam dört seneye çıkıyor zaten. Eğer çiftimiz çocuk istiyorsa ve tedavinin etkili sonuç vermesini bekliyorsa, en fazla bu sürenin sonunda artık tüp bebeğe yönlenmeliler.

Yöntem sizin için uygun mu?
Önceleri kadının tüplerinin tıkalı olması sonucunda gebe kalamaması gibi nedenlerle uygulanan tüp bebek yöntemi, daha sonra geliştirilerek kadın ve erkeğe ait birçok kısırlık probleminin çözümünde kullanılmaya başlandı.

Koşullar
Tüp bebek, bazı nedenlerden dolayı doğal yollardan gerçekleşmeyen gebeliklerin kadın ve erkeğin aynı anda tedaviye alınarak tıp yardımıyla ve laboratuvar ortamında gerçekleştirilmesi yöntemidir. Yani tüp bebeğin anne ve babası yine çiftin kendisinden başkası değildir.
Yöntem, erkeğin sperm yapısı bozuk veya sperm sayısı az olduğunda ve kadın ya da erkekte döllenmeyi engelleyen bir durum veya araştırmalar sonucu nedeni bulunamayan kısırlık söz konusu olduğunda uygulanabiliyor. Bir çiftin tüp bebek programına alınması ayrıca bir takım genel ve hukuki koşulları da gerektiriyor. Bunlar;
*Çiftlerin genel sağlık açısından sağlıklı bulunmaları ve kadının gebeliğe engel bir durumunun olmaması.
*Çiftin resmi nikahlı olması.
*Yumurta ve sperm hücresinin çiftlere ait olması.

Tedavi için geç kalmayın
İrenbe Tüp Bebek Merkezi'nden Prof Dr Nurettin Demir tüp bebek uygulamalarının ülkemizde yaygınlaşmasının zaman aldığını belirterek "Hekimler, sağlık çalışanları çiftleri tüp bebek uygulamasına yönlendirmede, çiftler de öğrenmekte ya da ilgi göstermekte geç kalıyorlar. Zamanlamada geç kalındığından çiftlerde yaş ilerlemiş oluyor. Bu süre içinde hem sabırları, hem de paraları azalmış oluyor. Çiftlerin birçoğu bitmiş bir halde geliyor. Suyu bitmiş, kurumuş bir çiçeği yeniden canlandırmakta zorlanıyoruz. Günümüzde tüp bebek merkezlerinin en büyük sıkıntısı bu" diyor.

Yüzde 100 garanti değil!
Uzmanlar kısırlık problemi olan çiftler için umutların daha da güçlenmesine yol açan aşılama, tüp bebek ve mikroenjeksiyon gibi yardımla üreme tekniklerinin büyük oranda başarılı olduğu, ancak yine de yüzde yüz garantisi olmadığı konusunda uyarıyor.
Çiftler yardımla üreme teknikleri kullanarak çocuk sahibi olmak istiyorlarsa, yapılacak ilk iş erkek için sperm sayımı.
Sperm sayısının zayıf olduğu durumlarda hemen yardımcı üreme tekniklerine başvurulabiliyor. Kadınlarla ilgili sorunlar ise daha çok kanalların tıkalı olması ya da yumurtlama problemi şeklinde görülüyor. Tedavide öncelikle bu tür sorunlar düzeltilmeye çalışılıyor. Bu girişimlerin sonuç vermemesi durumunda ise önce "aşılama" tekniği uygulanıyor. Bu teknikte erkekten alınan spermin içinden en iyileri seçilerek kadına tam yumurtlama gününde veriliyor. Aşılama yöntemi ile gebe kalamayanlara ise tüp bebek uygulaması yapılıyor. Klasik tüp bebek uygulamasında kadından yumurta alınıyor ve erkeğin spermi ile aynı tüp içine yerleştirilerek spermin yumurtayı döllemesi bekleniyor. Döllenme gerçekleştikten sonra embriyo rahim içine yerleştiriliyor. Mikroenjeksiyonda ise kadından alınan yumurtanın içine erkekten alınan tek sperm laboratuvar şartlarında enjekte ediliyor.

 

Kaynak: Yeni Asır / 14.Aralık.2004

« Tüm Röportajlar