Dergi Yazıları 

Nedir bu riskli gebelik?

 24 Temmuz 2017

Birçok çift için gebelik haberi, son derece mutlu ve tatlı heyecanlarla dolu bir sürecin başlangıcı niteliğindedir. Bu dönemde yaşanacak her aşama, hem anne hem de babanın karakterini ve çiftin birbirine bakışını da etkileyecektir, elbette. İlk kalp atışının görülmesi, ilk hareketin hissedilmesi, ultrason görüntüleri ve nihayet sağlıklı bir bebeğin kucağa alınması şüphesiz hem anne, hem de baba içinharika tecrübelerdir. Peki ya işler yolunda gitmezse?
Gebelik öncesi, gebelik esnasında ve gebelik sonrası gelişebilecek, gebeliği etkileyebilecek herhangi bir durum oluşması halinde, bu gebeliği riskli gebelik olarak kabul ediyoruz. Hangi nedenlerin gebeliği riskli hale getirebileceği, bu durumlar için çiftin ne gibi önlemler alabileceği ve nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini ortaya koyabilmek için riskli gebelikleri biraz detaylandıralım istedim.


“Riskli gebelik” lafı son yıllarda giderek daha çok duyulmaya ve merak edilmeye başladı. Pekinedir bu riskli gebelik? Anneden mi, bebekten mi kaynaklanır? Aslında her ikisinden de. Değişen yaşam koşulları nedeniyle günümüzde, birçok kadın gebeliği ertelemek zorunda kalıyor ya da öyle tercih ediyor. Bu da birçok gebeliğin riskli hale gelmesine yol açıyor. İleri anne yaşı hem bebek, hem de anne açısından gebeliği riskli hale getiriyor. Peki niye? Çünkü ileri anne yaşı olarak kabul edilen 35 yaşın üzerindeki kadınların gebeliklerinde, bebekte Down sendromu gibi kromozomal bozuklukların bir başka deyişle, genetik hastalıkların görülme sıklığı artıyor. Bu da, anne-baba için büyük bir zorluk yaratıyor, en azından psikolojik açıdan. Çünkü, “bebeğim Down sendromlu ya da başka bir kromozom bozukluğuyla doğar mı” endişesi çift birbirine açıkça ifade etmese bile, anne ve babanın içi içini yiyor. Olası riskler, işlem riskleri, yüksek maliyetli testler, uzayan test sonuçları, maddi ve manevi anlamda çifti yıpratıyor. İleri anne yaşı ayrıca gebe kalmayı da bir miktar güçleştiriyor. Bunun sonucu olarak da yardımcı üreme yani tüp bebek gebeliklerinin oranı da artıyor ve bu gebelikler sonucu oluşan gebeliklerde fetal anomali riski arttığı için bu da gebeliğin riskli hale gelmesine yol açıyor.


Fetal yani bebek nedenli sıkıntılar, ileri anne yaşının beraberinde getirdiği tek sorun değil maalesef. Her ne kadar ileri anne yaşı olarak kabul edilen “35 yaş” hipertansiyon, diyabet ve romatizmal hastalıklar gibi sistemik hastalıkların sıkça görüldüğü yaşlar değilse de 20li ya da erken 30lu yaşlara göre daha sık bu hastalıklara rastlanacağı aşikâr. Herhangi bir sistemik hastalık varlığı, hem anne hem bebek için birçok problemi de beraberinde getireceğinden,  doğum hekimi için de maalesef içinden çıkılması zor bir karmaşa haline geliyor. Anne adayının mevcut bir sistemik hastalığı olmasa dahi, ileri yaş gebeliklerinde, preeklampsi ve gebelik diyabeti gibi gebelik komplikasyonlarının oluşma ihtimali de artmaktadır. Akla hemen “Nedir preeklampsi ve gebelik diyabeti?” sorusu gelecektir. Preeklampsi, halk arasındaki adıyla gebelik zehirlenmesi olarak bilinen, yüksek tansiyona idrarda protein atılımının eşlik ettiği, gebeliğe bağlı bir hastalıktır. Anne hayatını yüksek oranda tehdit etmesi ve sıklıkla bebekte gelişme geriliğine yol açması açısından, gebeliğin en korkulan ve en önemli komplikasyonudur. Özellikle ileri gebelik haftalarında şiddetlenen hipertansiyon, nöbet geçirme olasılığı ve çoklu organ yetmezliğine yol açarak anne hayatını tehdit edebilir, ya da beyin kanamasına neden olarak kalıcı hasarlar bırakabilir. Yine gebelik diyabeti de kontrolsüz bırakıldığında hem bebekte anomalilere yol açabilir, hem de annede kalıcı hasarlara neden olabilir. Maalesef, böylesi karanlık senaryolar hayal ürünü değil ve doğum hekimliği pratiğinde çok da nadir olmayan klinik tablolar.

Her ne kadar, ilerleyen anne yaşı birçok gebelik komplikasyonunun gelişme olasılığını artırsa da, tabi ki tek neden o değil. Genç yaştaki hastalarda da benzer tablolar ortaya çıkabilir. Ayrıca ergen gebelikleri de (<18 yaş) aynı ileri yaş gebelikleri gibi riskli gebeliklerdir. Yaşa bakmaksızın mevcut olan herhangi sistemik hastalık da yine, preeklampsi gibi ağır gebelik komplikasyonlarının oluşma ihtimalini artırmaktadır. Çoğul gebelikler (ikiz, üçüz) zaten başlı başına riskli gebeliklerdir. Bir önceki gebeliğinde preterm yani erken doğum, erken su gelişi, preeklampsi, bebekte gelişme kısıtlılığı gibi kötü gebelik tecrübeleri yaşamış kişiler, tekrar aynı şeyleri yaşamanın ne yazık ki güçlü adaylarıdır. Bununla birlikte, artan isteğe bağlı sezaryen doğumlar da, normalde karşılaşılma olasılığı oldukça düşük olan “plasenta akreta” gibi hayatı tehdit eden plasenta yapışma bozukluklarının sıkça karşımıza gelmesine yol açmaktadır. Tabi, toplumda gittikçe artan sigara kullanımı ve obeziteyi de göz ardı etmemek gerekir. Obezite ve sigara kullanımı tabi ki bütün gebelik komplikasyonlarının ortaya çıkma olasılığını yine artıracaktır.

Başlık olarak riskli gebelikleri özetleyecek olursak:

- 35 yaş üstü ve 18 yaş altı gebelikler
- Bilinen gebelik öncesi hastalığın olduğu gebelikler
- Yardımcı üreme teknikleriyle (tüp bebek ve aşılama gebelikleri) elde edilen gebelikler
- Çoğul gebelikler
- Önceki gebeliklerinde erken doğum, erken su gelişi, gebelik zehirlenmesi, gebelik diyabeti ve bebekte rahim içi gelişme kısıtlılığı yaşamış kişilerin gebelikleri
- Sigara, alkol, ya da uyuşturucu kullanılan gebelikler
- Anne adayının obez ya da morbidobez olduğu gebelikler sayılabilir.
Elbette, çözüm mevcut riskli durumlar var diye çocuk sahibi olmaktan vazgeçmek değil. Önemli olan öncelikle, risk oluşturan bu durumların yeterince farkında olabilmek ve mümkün olan önlemleri alabilmek. Ne gibi önlemler alınabilir peki? Başlangıç olarak her anne adayı;
- Yaşam şeklini sorgulamalı.
- Sigara, alkol gibi kötü alışkanlıklardan mümkünse gebe kalmadan en az 3 ay önce uzaklaşmalı.
- Gebe kalmadan önce ideal kilosuna mümkün olduğunca yaklaşmalı.
- Gebe kalmadan önce en az 3 ay günde 400 mikrogram folik asit almalı.
- Diyet alışkanlıklarını düzenlemeli.
- Gebe kalır kalmaz düzenli gebelik takiplerine mutlak suretle gitmeli.
- Doğum hekiminin önerilerini dikkate almalı.
- Bilgi kaynağı olarak yalnızca doğum hekimini kullanmalı. Doğum hekiminin, saçma internet sitelerinden ve sadece ilgi çekmeye çalışan televizyon şarlatanlarından çok daha bilgi ve beceri sahibi olduğunu unutmamalı.
- Ve gebeliği ertelemeden önce bir kere daha ve bir kere daha düşünmeli.

Sevgili anne-baba adayları, işler yolunda gittiğinde hayatınızın belki de en güzel tecrübesini yaşayacağınız çocuk sahibi olma sürecinin bir kabusa dönüşmemesi için, farkında olmanız ve doğum hekimine, mümkünse tek doğum hekimine, güvenip bu süreçte beraber yürümeniz yeterli olacak. Her birinizin evlatlarınızı sağlıkla kucağınıza almanız dileğiyle…
Sevgiler.

Op. Dr. Barış BÜKE
Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı

İLGİLİ YAZILAR

Nilay ve Osman Tosun çiftiinin Deniz\'e kavuşm
Elven ve Erkan çifti ve ikizlerinin öyküsü...
-196 °C\'dan Hayata Merhaba
Tüp Bebek Laboratuvarından Merak Ettikleriniz