Röportajlar 

İrenbe Röportaj (Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık - Filiz İçke,Yeni Asır)14.04.2013

 29 Ocak 2014

 

Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık: Maalesef yumurtalık bir kez devreden çıkınca eski durumuna dönmüyor ve kaybedilen doğurganlık yeteneği geri kazanılamıyor. Dolayısıyla erken tanı ve tedavi, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için çok önemli

Özel İrenbe Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal Merkezi, Tüp Bebek Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum, İnfertilite ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık, tüp bebek tedavilerinde ve üreme hücrelerinin saklanmasında çok güzel gelişmeler olduğunu, ilerleyen yaşlarda da çocuk sahibi olmanın mümkün olduğunu ancak bu yöntemlerden yararlanmak için erken tanının çok önemli olduğu vurgusunu yapıyor.
-Tüp bebek tedavilerine en geç kaç yaşında başlanabilir? 
Şu anki bilgilerimize göre, en fazla 45 yaşına kadar umut var diyebiliriz. Örneğin 46 yaşındaki hastayı kabul etmeme eğilimindeyiz. 45 yaşında da, -20 yıldır bu işi yapıyorum- çok az hasta gördüm gebe kalabilen. Ya gebelik olmuyor ya da çok yüksek düşük oranı var. Bu durumda zaten zor gebelik oluşuyor, bunların yarısından fazlasında da düşük oluyor. Yumurtada problem olduğu için embriyoda da problem oluyor ve vücut reddediyor...
-40-42 yaş grubunda durum nedir? 
Bu grup, 35-39 yaş aralığına göre bariz düşük şansa sahip. Yine de ısrar edilirse, tekrarlayan denemeler yapılırsa, yüzde 25-30'lara varan gebelik oranı elde edilebiliyor. Nispeten daha zahmetli ama başarılı olabildiğimiz bir yaş aralığı 40-42. Ama 42'den sonra bu da kalmıyor. Canlı doğum oranı yüzde 3'lerde kalıyor. Burada AMH değerindeki azalmanın, kritik seviyeye düşmenin zamanı da önemli. Uzun süredir AMH'nız düşük seyrediyorsa, örneğin 3 yıldır, 5 yıldır çok düşükse, genç yaştaki hastada bile gebelik elde etme şansı azalıyor. Çünkü başarı, o kritik seviyeye düştükten sonraki bir yıl içinde elde ediliyor. Hasta 25 yaşında ama 19 yaşından beri rezervi çok kötü. Bu hastada çok başarılı olunamıyor ama 36 yaşında ve 6 ay önce yumurta rezervinde bozulma başlamış hastada hemen müdahale edildiği zaman, normal gruba yakın oranda gebelik elde etme şansımız oluyor.
-Çocuk sahibi olmayı ileri tarihlere öteleyen kadınlarda, yumurtalar genç yaşta alınıp saklanabiliyor mu? 
Bunu toplumların tartışmasına açmak lazım. Çünkü bugün artık yumurtalar sağlıklı bir şekilde dondurulup saklanabiliyor. Örneğin Amerikan Üreme Cemiyeti, yumurta dondurma işleminin üzerindeki "deneysel" etiketini kaldırdı ve "Bu bir tıbbi uygulamadır" dedi. Bu çok önemli bir gelişme. Toplumlarda politikaları oluşturanlar, kadın hakları savunucuları bu gelişmeyi iyi okumalı. Hücreyi embriyo olarak da değil, yumurta olarak donduruyorsunuz. Yani bir kişiye de endikslemiyorsunuz kendinizi. Embriyo başka bir şey. Karşı tarafın izni olmadan kendi vücudunuza tekrar geri de alamıyorsunuz.

AVRUPA'DAN ÖRNEK VAKA 
Avrupa'da örnek gösterilen bir vaka vardır: İngiliz bir hanım, yumurtalık kanseri oluyor. Kanser tedavisi öncesi yumurtaları alınıyor. O sırada nişanlı... Alınan yumurta, nişanlının spermiyle döllendikten sonra, embriyo olarak saklanıyor. Aradan zaman geçiyor. Kemoterapiler vesaire derken, zorlu bir süreç yaşayan kadın kanseri yeniyor ama nişanlısından da ayrılıyor.
Tamamen iyileştikten sonra bir başkası ile evleniyor ve "Benim başka şansım yok, kendi yumurtamla elde edebileceğim tek çocuk bu" diyerek dondurulan embriyolarını geri almak istiyor. Ancak eski nişanlı, "Hayır" diyor. Anlaşmazlık mahkemeye taşınıyor. Mahkeme, eski nişanlının lehine karar veriyor ve "Bu bir biyolojik materyaldir ve iki kişinin ortak ürünüdür. Taraflardan biri razı olmadığı takdirde bu embriyoyu kadın vücuduna transfer edemezsiniz" diyor. Kadın bunun üzerine bir üst mahkemeye başvuruyor. Yüce mahkeme şöyle karar veriyor: "Ahlaken eski nişanlının yaptığı doğru değildir. Yani başka şansı kalmayan bir kadına bunun yasaklanması ahlaken doğru değildir. Ama aynı zamanda bu embriyo biyolojik ürün olduğu ve iki sahibi olduğu ve sahiplerden biri rıza göstermediği için böyle bir işlem yapılamaz" diyor.
Yumurta dondurmada böyle bir şanssızlık yaşama ihtimaliniz yok. Dolayısıyla çok avantajlı bir durum. Bu yumurtalar tüp bebek merkezlerinde, özel tanklarda likit nitrojenin içinde saklanıyor.
-Yumurta saklama işlemi yasalara göre nasıl ve hangi şartlarda yapılabiliyor? 
Yasal mevzuat, kemoterapi, radyoterapi alacak veya herhangi bir sağlık sorunundan dolayı üreme hücreleri zarar görebilecek kadın ve erkekler için üreme hücresi saklamaya izin veriyor. Bu durumda kişinin kimliğinin net tespiti, dilekçesi, 18 yaşın altında ise vasilerinin dilekçeleri ile birlikte bir tutanakla üreme hücreleri saklama altına alınıyor. Kişi bu savaşı kazanamaz ve hayatını kaybederse hücreler imha ediliyor. Sağlığını geri kazanır da kullanmak isterse, 5 yıl süre ile bu hücreler saklanıyor. Hatta bu sürenin uzatılması da talep edilebiliyor. Çünkü 16-17 yaşında olan hastalar da var bunlar için 5 yıl çok kısa bir süre. Teorik olarak çok uzun yıllar saklayabiliriz. Çünkü eksi 196 derecede saklanan üreme hücreleri için zaman duruyor....
-Demek ki sadece yaşlanma ile değil sağlık sorunları nedeni ile da üreme hücrelerimizi kaybetme riskimiz var ve saklama işlemi bu anlamda bir güvence sağlıyor...
Bir kist, bir ameliyat, hatta iltihaptan dolayı hepimiz her an organlarımızı kaybedebiliriz. Saklama imkanımız var, neden yapmıyoruz? Elbette bununla ilgili etik tartışmalar da var. Yalancı bir güvenlik hissi yaratıp insanları geç evlenme ya da geç anne baba olmaya yöneltir mi şeklinde endişeler de var. Çünkü tüp bebekten sonra da böyle bir algı oluştu. Ama görüldü ki tüp bebek, geç yaşta daha az çalışıyor....
-Yumurta ya da embriyo genç, rahim ve anne adayı yaşlı... Bu durum bir problem yaratır mı? 
Çok enteresan; kadında biyolojik saat yumurtalıklara göre ayarlanmış. Rahim geç yaşlanıyor. Böyle bir avantajı var. Dondurulan yumurtanın yıllar sonra kullanılması bir yana, Türkiye'de şu anda konuşulması bile kabul edilmiyor ama dünyada çok ciddi şekilde bağış yumurta kullanımı da gündemde. Bağış yumurtayla rahim 50-60 yaşında bile doğurganlığını sürdürebiliyor. Yani eşinizin spermi ile bir başka kadının yumurtası dölleniyor ve siz kendi rahminizde bebeği büyütüp doğumu yapabiliyorsunuz.
-Erken menopoz nedir? 
Erken menopoz; 40 yaşından önce girilen menopozdur. 40 yaşından sonra girilen menopoza erken menopoz demiyoruz. Menopoz yaşı Türkiye'de 48-49'larda. Menopoz öncesinde "yumurtalık yetmezliği" veya "düşük over rezervi" dediğimiz bir süreç var. Bu süreçte hasta tamamen menopoz kriterlerine haiz değil. Menopoz diyebilmemiz için kadının bir yıldır adet görmüyor olması ve kan değerlerinin belli seviyelerin üzerinde olması lazım. Yumurtalık yetmezliğinde ise 2-3 ayda bir adet görebilirsiniz. Bu dönemde, 38 yaş altı grupta ciddi şekilde başarılı olunabiliyor. Erkeklik hormonu ön kullanımları, büyüme hormonu kullanılması ve birtakım vitaminlerin tedaviye eklenmesi, başarıyı artırıyor.
-Bu gruptaki hastalara direkt olarak tüp bebek mi öneriliyor? 
Bu durumda basamaklı tedaviden uzaklaşılıyor ve en verimli tedavinin tüp bebek olduğu konusunda uzlaşılıyor. Çünkü basamaklı tedavi zaman kaybettiriyor. Burada da zaman çok önemli.
-Menopozun yaklaşıyor olduğunu bilmek, kadında stres düzeyini arırıp tüp bebek başarısını olumsuz etkiler mi? 
Elbette. Bir kere bu hastalar şoka uğruyor çünkü bekledikleri bir şey değil. Örneğin çift 5 sene korunmuş, başvurduğunda "Bir yıldır deniyoruz olmuyor" diyor. Yumurtalıklarınızda yetmezlik var denmesi soğuk duş etkisi oluyor. Bir anda depresif bir etki ortaya çıkıyor. Bu nedenle durumun dikkatli bir şekilde söylenmesi, alternatiflerin açıklanması, aşırı umut ve umutsuzluğa kapılmanın önlenmesi gerekiyor. Tabii ki bu durumda psikolojik destek almanın büyük katkısı olacaktır. Başarılı stres yönetimi ve rahatlamanın çok olumlu etkileri var tedavide. Ayrıca hastaların bir kısmı da bu şoka bağlı zaman kaybına uğruyor. Burada sadece toplumun değil, sahada çalışan hekimlerin de iyi eğitilmesi gerekiyor. Hekim bu durumdaki hastaya basamaklı tedavi uygulamaya başladığında hasta çok kıymetli bir 6 ayını kaybedebiliyor.
-Kimler erken menopoz riski altında? 
* Ailesinde erken menopoz öyküsü olanlar
* Sigara içenler
* Şiddekli viral enfeksiyon geçirmiş veya ergenlik çağından sonra kabakulak geçirmiş hanımlar
* Yumurtalık cerrahisi geçirmiş hanımlar
* Batın içi operasyon geçirmiş ve enfeksiyon yaşamış olanlar
* Endometriozis hastaları ve operasyonunu geçirenler
* Bağışıklık sistemi hastalıkları nedeniyle ağır ilaçlar kullananlar
* Kemoterapi ve radyoterapi görenler
-Menopozun belirtileri nelerdir?
Maalesef öncül belirti yok. Başladığı zaman da epeyce gecikmiş oluyoruz. Bu nedenle düzenli muayene ve AMH (Anti müllerian hormon testi) değerlerine bakılması önemli. AMH testi kan örneği alınarak yapılıyor. Kadının kan verirken aç ya da tok olması fark etmiyor. Adetin belli bir gününde olması da gerekmiyor. Testi yaptırıp, sonucunu bir uzmana yorumlatmanız yeterli. Tabii ki testle birlikte sonuçları sınırda çıkanların ayrıca ultrasonla değerlendirilmesi ve testin bir sonraki adette tekrar yapılması istenebilir.
-İleride çocuk sahibi olmayı planlayan kadınlara mesajınız nedir? 
Kadınların ne kadar hassas olduklarını ve çocuk sahibi olmak için yüreklerinin nasıl attığını biliyoruz. Tabii ki onların da hayatlarını planlama hakları var. Ancak bu planlamayı yaparken, uyanık olmalılar. İlk çocuk doğurma yaşını geciktirmemeliler. Test ve kontrollerini yaptırmalı, bu testlerin sonuçlarını uzman kişilerle paylaşmalılar. Yolunda gitmeyen bir şey hissettikleri zaman da mutlaka bu konuda uzmanlaşmış bir hekime başvurmalılar. Maalesef kaybedilen doğurganlık yeteneğini geri alamıyoruz. Dolayısıyla burada da erken tedavi çok önemli. Dolayısıyla her kadın yumurtalıklarına iyi bakmalı ve belirteçleri iyi takip etmeli. Gözümüz az gördüğünde gözlük takıyoruz veya kalbimiz az çalıştığında ilaç veriliyor ama yumurtalık bir kere devreden çıkınca eski durumuna dönmüyor maalesef.

Stres altındaki vücut üreme sistemini kapatıyor!
Özellikle baş edilemeyen stres, vücudun tüm dengesini bozan ve sağlığı tehdit eden bir faktör. Üstelik biz farkında olmasak da vücudumuz da strese giriyor. Doç. Dr. Ahmet Zeki Işık, kötü beslenen, hareketsiz bir yaşam süren, sigara gibi bağımlılıkları olan kişilerde vücudun strese girdiğini ve bunun da doğurganlığı doğrudan etkilediğini söylüyor: "Vücut strese girdiğinde ilk kapattığı sistem üreme sistemidir. Günlük yaşamın getirdiği stresin yanı sıra kötü yaşam koşulları nedeniyle vücudumuza yaşattığımız stres de üreme kabiliyetimizi durduruyor. Bu nedenle stresten de kendimizi olabildiğince korumalıyız."

 

Kaynak: Yeni Asır / 14.Nisan.2013